Türkiye siyasetinde CHP merkezli kriz artık yalnızca bir parti içi yönetim tartışması olmaktan çıktı. Mutlak butlan kararıyla birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP Genel Başkanlığı koltuğuna dönmesi, Özgür Özel ve onunla birlikte hareket eden milletvekilleri, belediye başkanları, parti kurmayları ve geniş seçmen kitlesi açısından yeni bir siyasal zorunluluğu gündeme getirdi: CHP içinde kalınarak mı mücadele edilecek, yoksa yeni bir partiyle mi yola devam edilecek?
Bu sorunun teknik, hukuki ve örgütsel boyutları kadar önemli bir başka yönü daha var: Eğer yeni bir parti kurulacaksa, bu parti kendisini nasıl konumlandırmalı? Merkezde yer alan, ideolojik vurgusu düşük, geniş kitlelere seslenen bir parti mi olmalı? Yoksa sosyal demokrat kimliği net, emekten, adaletten, kamuculuktan ve halkçılıktan yana bir parti mi kurulmalı?
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca Özgür Özel’in ya da Ekrem İmamoğlu’nun siyasi geleceğini değil, Türkiye’de muhalefetin iktidar yürüyüşünün karakterini de belirleyecek.
CHP KRİZİ YENİ PARTİYİ TARTIŞMA KONUSU OLMAKTAN ÇIKARDI
Düne kadar “yeni parti” tartışması kulis bilgisi, siyasi spekülasyon ya da baskı aracı olarak görülüyordu. Ancak bugün tablo değişti. CHP’nin hukuki statüsü, kurultay iradesi, Meclis grubu, yerel yönetimleri ve seçmen tabanı arasında fiili bir ayrışma yaşanıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan kararıyla yeniden genel başkanlık makamına dönmesi, Özgür Özel ve onunla hareket eden kadrolar açısından CHP içinde siyaset yapma alanını daraltmış durumda. Özel cephesi açısından mesele artık sadece “parti içi demokrasi” değil; aynı zamanda olası bir baskın seçimde seçime girebilme, aday gösterebilme, milletvekili listesi hazırlayabilme ve seçmenin iradesini sandığa taşıyabilme meselesidir.
Bu nedenle yeni parti tartışması, “CHP’den kopuş” başlığından çok “seçmenin iradesini koruma” başlığıyla ele alınmalıdır.
Fakat burada kritik soru şudur: Bu yeni parti, yalnızca CHP’nin hukuki krizine karşı kurulmuş geçici bir seçim aracı mı olacak, yoksa Türkiye’nin yeni siyasal merkezini inşa etmeye aday kalıcı bir hareket mi olacak?
Eğer hedef yalnızca seçim pusulasında yer almaksa, teknik bir parti formülü yeterli görülebilir. Ama hedef Türkiye’yi yönetmekse, yeni partinin ideolojik hattı, toplumsal dili ve ekonomik programı çok daha belirleyici hale gelir.
MERKEZ PARTİ TUZAĞI
Yeni parti tartışmasında en sık dile getirilen önerilerden biri “merkez parti” fikridir. Bu öneri ilk bakışta cazip görünebilir. Çünkü Türkiye’de iktidar olabilmek için yalnızca CHP’nin geleneksel tabanına değil, muhafazakâr seçmene, milliyetçi seçmene, Kürt seçmene, gençlere, emeklilere, esnafa ve kararsızlara da ulaşmak gerekir.
Ancak burada ciddi bir kavram karmaşası var.
Eğer “merkez parti” denildiğinde toplumun farklı kesimleriyle konuşabilen, kutuplaşmayı azaltan, devlet yönetiminde güven veren, demokratik bir geniş ittifak zemini kastediliyorsa, evet; yeni partinin toplumun merkezine yerleşmesi gerekir.
Ama “merkez parti” denildiğinde ideolojisiz, sınıfsal iddiası olmayan, emek-sermaye çelişkisini görmezden gelen, yoksullaşmayı yalnızca teknik ekonomi meselesi sayan, herkese iyi görünmeye çalışan renksiz bir yapı kastediliyorsa, böyle bir merkezin Türkiye’nin bugünkü koşullarında güçlü bir karşılık bulması zordur.
Çünkü Türkiye’nin bugünkü sorunu, yalnızca kutuplaşma değildir. Türkiye’nin bugünkü sorunu, aynı zamanda derin bir geçim krizi, ağır bir adalet krizi, büyük bir güven krizi ve kurumsal çürüme krizidir.
Böyle bir dönemde seçmen yalnızca “ılımlı” bir parti aramaz. Seçmen, kendi hayatına dokunan, cebini gören, adaletsizliği hisseden, devleti yeniden kurma iddiası taşıyan güçlü bir siyasal program arar.
Bu nedenle yeni parti, “merkezde duralım, herkesi ürkütmeyelim” kolaycılığına sıkışırsa, kısa vadede bazı kesimlere sempatik görünebilir ama uzun vadede toplumsal enerji üretemez.
SOSYAL DEMOKRASİ AMA ESKİ KALIPLARLA DEĞİL
Yeni kurulacak partinin ihtiyacı, klasik CHP alışkanlıklarını tekrar eden dar bir sosyal demokrat söylem de değildir. Çünkü Türkiye’de sosyal demokrasi uzun yıllar boyunca kimi zaman şehirli, laik, orta sınıf bir kimliğe sıkışmış gibi algılandı. Oysa bugünün sosyal demokrasisi, yalnızca belli bir hayat tarzının değil, toplumun tamamının ekonomik ve demokratik kurtuluş programı olmak zorundadır.
Bugün sosyal demokrasi; emeklinin geçinememesine, işçinin düşük ücrete mahkûm edilmesine, çiftçinin üretirken zarar etmesine, esnafın borç altında ezilmesine, gençlerin ülkeden gitmek istemesine, kadınların güvencesiz çalışmasına, adaletin siyasallaşmasına ve devlet kadrolarında liyakatin yok edilmesine karşı somut cevap vermelidir.
Yeni parti sosyal demokrat olmalıdır; ama bu sosyal demokrasi yalnızca slogan düzeyinde kalmamalıdır.
Bu hat, pazardaki hayat pahalılığını da konuşmalı, tarladaki mazot fiyatını da. Asgari ücreti de konuşmalı, emekli aylığını da. Kürt meselesinde demokratik çözümü de savunmalı, milliyetçi seçmenin güvenlik ve devlet hassasiyetini de yok saymamalı. Laikliği, inançlara karşı bir duvar gibi değil; herkesin eşit yurttaşlık güvencesi olarak anlatmalı. Kamuculuğu, eski devletçilik kalıplarıyla değil; eğitimde, sağlıkta, barınmada ve sosyal güvenlikte yurttaşı koruyan çağdaş bir anlayışla kurmalıdır.
Yani yeni parti, sosyal demokrat kimliğini saklamamalı; ama bu kimliği toplumun tamamına tercüme edebilmelidir.
YENİ PARTİ SAĞA BENZEMEDEN GENİŞLEMELİ
Türkiye muhalefetinin en büyük yanılgılarından biri, sağ seçmene ulaşmanın yolunu sağa benzemekte aramasıdır. Oysa sağ seçmen, bir partinin sağ jargon kullanmasından çok, kendi derdine çözüm üretip üretmediğine bakar.
Muhafazakâr bir emeklinin geçim sorunu ile laik bir emeklinin geçim sorunu aynıdır. Milliyetçi bir esnafın kredi borcu ile sosyal demokrat bir esnafın borcu aynı ekonomik düzene bağlıdır. Kürt bir gencin adalet talebi ile Türk bir gencin liyakat talebi aynı demokratik devlet ihtiyacında buluşur.
Yeni parti bu ortak zemini kurabilirse toplumun merkezine yürür. Bunu yapabilmek için sağcılaşmasına gerek yoktur. Tam tersine, sosyal demokrat programını günlük hayatın diliyle anlatması yeterlidir.
Bu nedenle doğru formül şu olmalıdır:
Ekonomide sosyal demokrat, dilde kapsayıcı, devlette güven veren, kimliklerde barışçı, siyasette cesur ve örgütlenmede katılımcı bir parti.
Yeni partinin kendisini “merkez parti” diye tarif etmesi, CHP’den gelen toplumsal enerjiyi zayıflatabilir. Çünkü bu ifade, özellikle değişim isteyen CHP tabanında “kimliksizleşme” veya “sağa savrulma” kaygısı yaratır.
Ama yeni parti kendisini “halkçı, cumhuriyetçi, demokrat, sosyal adaletçi ve geniş toplum ittifakının partisi” olarak tarif ederse hem CHP tabanını korur hem de CHP dışındaki seçmene açılabilir.
İMAMOĞLU FAKTÖRÜ VE TOPLUMSAL MERKEZ
Ekrem İmamoğlu’nun siyasetteki karşılığı da bu tartışmada önemlidir. İmamoğlu’nun toplumsal gücü, kendisini dar bir ideolojik alana hapsetmemesinden geliyor. Ancak bu, İmamoğlu çizgisinin ideolojisiz olduğu anlamına gelmez. İstanbul deneyimi, sosyal yardım, yerel hizmet, kent yoksulluğu, kreşler, öğrenci destekleri ve kamusal belediyecilik üzerinden aslında pratik bir sosyal demokrat belediyecilik örneği sundu.
Bu nedenle İmamoğlu ve Özel hattının kuracağı ya da taşıyacağı yeni parti, merkez seçmene ulaşmak için sosyal demokrat karakterinden vazgeçmek zorunda değildir. Aksine, İmamoğlu’nun geniş seçmenle kurduğu bağ, sosyal demokrasinin doğru dille anlatıldığında toplumun merkezine yerleşebileceğini gösteren örneklerden biridir.
Buradaki mesele adlandırma değil, siyasal mimaridir.
Parti “merkez” etiketiyle yola çıkıp ekonomik adaleti belirsiz bırakırsa zayıflar. “Sosyal demokrat” etiketiyle yola çıkıp yalnızca dar bir ideolojik çevreye konuşursa yine zayıflar. Güçlü seçenek, sosyal demokrat programı toplumun merkez diliyle birleştirmektir.
YENİ PARTİNİN BEŞ TEMEL SÜTUNU OLMALI
Kurulacak yeni parti, başarılı olmak istiyorsa beş temel sütun üzerine oturmalıdır.
Birincisi, demokratik meşruiyet. Parti, kendisini bir kişisel kopuş hareketi olarak değil, seçilmiş iradenin ve halkın oy hakkının savunusu olarak anlatmalıdır.
İkincisi, sosyal adalet. Hayat pahalılığı, emekli aylıkları, asgari ücret, tarım, barınma, eğitim ve sağlık politikaları partinin merkezinde yer almalıdır.
Üçüncüsü, hukuk devleti. Yargı bağımsızlığı, liyakat, kuvvetler ayrılığı ve temel haklar yalnızca hukukçuların diliyle değil, yurttaşın günlük adalet arayışıyla anlatılmalıdır.
Dördüncüsü, kapsayıcı cumhuriyetçilik. Laiklik, inanç özgürlüğü, eşit yurttaşlık, Kürt meselesi, kadın hakları ve gençlerin özgürlük talebi aynı demokratik çerçevede buluşturulmalıdır.
Beşincisi, yönetebilirlik. Seçmen artık yalnızca itiraz eden değil, devleti yönetmeye hazır kadrolar görmek istiyor. Ekonomi, dış politika, güvenlik, eğitim, tarım ve yerel yönetimler konusunda somut kadrolar ve uygulanabilir programlar açıklanmalıdır.
SONUÇ: YENİ PARTİ MERKEZDE DEĞİL, TOPLUMUN MERKEZİNDE OLMALI
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu hattı yeni bir parti kurmak zorunda kalırsa, bu partinin önündeki en büyük tehlike kimliksiz bir merkez arayışına sıkışmasıdır. Türkiye’nin bugün ihtiyacı, eski tip bir merkez parti değildir. Türkiye’nin ihtiyacı, toplumsal merkeze yerleşebilen çağdaş bir sosyal demokrat partidir.
Bu ayrım önemlidir.
Merkezde duran parti, herkese mesafeli görünmeye çalışır.
Toplumun merkezine yürüyen parti ise herkesin gerçek sorununa temas eder.
Merkez parti, çoğu zaman ideolojisini gizler.
Toplumun merkezine yürüyen sosyal demokrasi ise ideolojisini halkın gündelik hayatına çevirir.
Merkez parti, denge siyaseti yapar.
Sosyal demokrat halk partisi, adalet siyaseti yapar.
Bu nedenle yeni kurulacak parti, “sağdan da oy alalım” hesabıyla sağcılaşmamalı; “biz zaten haklıyız” özgüveniyle dar bir muhalefet alanına da kapanmamalıdır. Doğru yol, sosyal demokrat özü koruyarak geniş halk çoğunluğuna yürümektir.
Türkiye’nin bugün aradığı şey, merkeze çekilmiş bir muhalefet değil; halkın merkezine yerleşmiş bir iktidar alternatifidir.
Ve bu alternatifin adı, doğru kurulursa, yeni bir sosyal demokrat halk hareketi olabilir.