İnsan, en çok neyin korkusunu taşır içinde? Toprağın altındaki karanlığın mı, yoksa kendi kalbinin içindeki sessiz mahkemenin mi? Asırlardır anlatılagelen “kabir azabı” kavramı, ölümden sonraki hesaba dair bir ürperti uyandırır. Fakat belki de asıl mesele, daha toprağa girmeden yaşadığımız azaptır: Vicdan azabı.
Toplum olarak ilginç bir çelişki içindeyiz. Ölüm sonrası sorguya inanıyor, ama hayattaki sorgudan kaçıyoruz. Ahirette hesap vereceğimizi düşünüyor, fakat bugün kimseye hesap vermemek için bin takla atıyoruz. Kul hakkını dillerimizden düşürmüyor, ama hakkı yenilenin gözlerine bakmaktan imtina ediyoruz. Peki hangisi daha ağırdır: Toprak altındaki bilinmezlik mi, yoksa geceleri uykumuzu kaçıran iç ses mi?
Vicdan, insanın içindeki en adil hâkimdir. Ne rüşvet alır ne de torpil tanır. Birine haksızlık ettiğinizde, bir gerçeği bile isteye çarpıttığınızda, bir mazlumu susturduğunuzda… O hâkim vicdan susmaz. Belki dışarıdan alkış alırsınız, belki makamınız büyür, belki cebiniz dolar. Ama içinizden bir şeyler eksilir. İşte o eksilen şey, kabir karanlığından daha ürkütücüdür.
Çünkü vicdan azabı ertelenemez. “Sonra tövbe ederim” diyemezsiniz ona. O, anında hükmünü verir. Bir bakışta, bir cümlede, bir suskunlukta… İnsan bazen bir yanlış sözün yükünü yıllarca taşır. Bazen bir imzasının altında ezilir. İşte o zaman anlar ki en ağır toprak, omuzlara yüklenen pişmanlıktır.
Elbette inanç dünyasında kabir azabı ciddi bir meseledir. Bu, insanı kötülükten alıkoyan bir bilinçtir. Fakat asıl caydırıcı olan, yaşarken duyulan utançtır. Çünkü ölümden sonrasına dair inanç, kişinin imanına bağlıdır; ama vicdan azabı evrenseldir. İnanan da hisseder, inanmayan da. Dil değişir, coğrafya değişir, ideoloji değişir… Ama insanın içindeki o sızı değişmez.
Bugün dönüp kendimize sormalıyız: Korkularımızı gerçekten nerede arıyoruz? Toprakta mı, aynada mı? Eğer bir toplumda insanlar kabir azabından çok vicdan azabından korkmaya başlarsa, işte o zaman adalet güçlenir. Çünkü adalet, dışarıdan dayatılan kurallarla değil, içeriden gelen sorumlulukla ayakta durur.
Belki de mesele şudur: Ölümden sonra ne yaşayacağımızı hesap edemiyoruz. Ama yaşarken ne hissettiğimizi çok iyi biliyoruz. Ve insan, en çok kendinden saklanamaz.
Kabir azabı mı, vicdan azabı mı?
Belki de en ağır azap, yaşarken insan kalamamaktır.
Saygılarımla..
Kabir Azabı mı, Vicdan azabı mı?
Hakkı Ayas
Yorumlar