Gittikçe artan kredi ve kredi kartı borçları insanları çaresizliğe ve toplumsal çöküşlere sürüklemektedir.
21 Şubat 2026 tarihi itibariyle Turkiyemizde icra dairelerine gelen dosya sayısı 1 milyon 539 bin 602' dir. Acı olan bu tarihteki toplam dosya sayısı 24 milyon 295 bin 54 olarak kayıtlanmıştır.
2026 yılı itibariyle kredi ve kredi kartlarından kaynaklı borçlar rekorlar kırarak 6 Trilyon 325 Milyar TL' ye dayanmıştır. 2026 yılının Şubat ayında (yani 50 günde) 1,5 milyon insan icralarla boğuşarak yaşam mücadelesi içerisindedirler. Şubat ayı verileri, ekonominin sokaktaki yansımasını bir kez daha çarpıcı biçimde ortaya koymuştur: Şubat ayı içerisinde kredi ve kredi kartlarından dolay tam 221 bin kişi yasal takibe düştü. Bu sayı, sadece bir istatistik değil; her biri ayrı bir hayat hikâyesi, ayrı bir geçim mücadelesi demektir. Daha da dikkat çekici olan ise bireysel kredi ve kredi kartı kullanımındaki %98’lik artış. Bu oran, ekonomideki genişlemeden çok, toplumdaki sıkışmışlığın büyüklüğünü anlatıyor.
Eskiden kredi, ihtiyaç halinde başvurulan bir “destek” aracıydı. Bugün ise birçok vatandaş için temel yaşamın vazgeçilmez bir parçası hâline gelmiştir. Kredi kartı artık sadece alışveriş kolaylığı sağlamıyor; mutfak masrafını, faturayı, kirayı çevirebilmenin bir yolu olarak görülüyor. Yani mesele tüketim değil, geçinme meselesi.
Peki insanlar neden bu kadar borçlanıyor?
Cevap aslında karmaşık değil: Gelir ile gider arasındaki makas açıldıkça, insanlar bu farkı borçla kapatmaya çalışıyorlar. Enflasyon karşısında eriyen maaşlar, artan kira fiyatları, temel gıda harcamalarındaki yükseliş… Tüm bunlar vatandaşın bütçesini zorlarken, kredi kartı ve bireysel krediler adeta bir “can simidi” gibi kullanılıyor. Ancak bu simit, çoğu zaman kişiyi kurtarmak yerine daha derin bir borç sarmalına sürüklüyor.
2026 yılının ilk iki ayı içerisinde 221 bin kişinin yasal takibe düşmesi, aslında buzdağının sadece görünen kısmı. Takibe düşmeyen ama asgari ödeme ile ayakta kalmaya çalışan milyonlarca insan var. Kart borcunu kartla kapatan, bir krediyi diğer krediyle döndüren geniş bir kesim söz konusu. Bu durum, ekonomik sistemin alt katmanlarında ciddi bir kırılganlık olduğunu gösteriyor.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: Bu tabloyu sadece “bireysel sorumsuzluk” olarak yorumlamak büyük bir yanılgı olur. Çünkü ortada sistematik bir sıkışmışlık var. İnsanlar keyfi harcamalar için değil, çoğu zaman en temel ihtiyaçlarını karşılamak için borçlanıyor. Bu da bize ekonomik politikalarda daha kapsayıcı ve gerçekçi adımlar atılması gerektiğini gösteriyor.
Öte yandan finansal okuryazarlık da ihmal edilmemesi gereken bir konu. Vatandaşın borçlanma araçlarını bilinçli kullanabilmesi, faiz yükünü ve geri ödeme planlarını doğru değerlendirebilmesi hayati önem taşıyor. Ancak ne kadar bilinçli olunursa olunsun, gelir yetersizse borç kaçınılmaz hâle geliyor.
Sonuç olarak, kredi ve kredi kartı kullanımındaki bu rekor artış bir refah göstergesi değil; tam tersine, toplumun geniş kesimlerinin ekonomik olarak nefes almakta zorlandığının açık bir göstergesidir. 1,5 milyon kişinin yasal takiplerle uğraşması, bu zorlanmanın artık görünmez olmaktan çıkıp somut bir krize dönüştüğünü gösteriyor.
Ekonomiyi rakamlarla okumak mümkündür; ama o rakamların ardındaki hayatları görmeden çözüm üretmek mümkün değildir. Bugün yapılması gereken, bu sessiz çığlığı duymak ve borçla ayakta durmaya çalışan bir toplumun yükünü hafifletecek adımları cesaretle atmaktır.
Saygılarımla...
Borçla Yaşayan Bir Toplumun Sessiz Çığlığı
Hakkı Ayas
Yorumlar