Siyaset, idealinde toplumu düzenleme sanatı, farklı görüşleri ortak bir zeminde buluşturma çabasıdır. Ancak günümüzün sert rekabet ortamında bu idealin yerini çoğu zaman başka bir gerçeklik almış durumda: Ne pahasına olursa olsun kazanmak. Bu anlayış, siyaseti bir hizmet alanı olmaktan çıkarıp, bir güç oyununa dönüştürüyor.
Duyguların dışlandığı, vicdanın susturulduğu ve aklın araçsallaştırıldığı bir siyaset tarzı, kısa vadede başarı getirebilir. Çünkü bu yaklaşım, etik kaygıları bir kenara bırakarak hızlı ve agresif hamleler yapmayı mümkün kılar. Yani ahlaklı ve ahlaksız kısaca her yolu mübah sayar. Ancak uzun vadede bu durum, toplumsal dokuyu zedeler. İnsanlar yalnızca sonuçlara değil, o sonuçlara nasıl ulaşıldığına da bakar. Güven duygusu bir kez sarsıldığında, onu yeniden inşa etmek neredeyse imkânsız hale gelir.
Vicdanın olmadığı yerde adalet, duygunun olmadığı yerde empati, aklın olmadığı yerde ise sağduyu eksik kalır. Bu üç unsurdan yoksun bir siyaset, toplumu bir arada tutan değerleri aşındırır. Herkesin birbirine şüpheyle baktığı, kazanmanın her şeyin önüne geçtiği bir ortamda, aslında kimse gerçekten kazanamaz.
Bugün siyaset, yalnızca seçim kazanma stratejilerinden ibaretmiş gibi sunuluyor. Oysa siyaset, toplumun ortak geleceğini şekillendirme sorumluluğunu taşır. Bu sorumluluk, sadece sandık sonuçlarıyla ölçülemez. Toplumun huzuru, adalet duygusu ve birlikte yaşama iradesi de en az seçim sonuçları kadar önemlidir.
Unutulmamalıdır ki, kazanmak her zaman haklı olmak anlamına gelmez. Ve her kazanım, doğru bir yöntemle elde edilmediğinde, aslında bir kaybın başlangıcı olabilir. Siyasetin yeniden itibar kazanması için, yalnızca aklın değil, vicdanın ve insanî değerlerin de bu denkleme yeniden dahil edilmesi gerekir.
Aksi halde kazananlar çoğalırken, kaybeden hep toplumlar aynı zamanda da değerler olacaktır
Saygılarımla...
Kazanmaktan Başka Bir Şey Düşünmeyen Siyaset
Hakkı Ayas
Yorumlar