Bir ev düşünün... Her gün tartışmaların yaşandığı, güven duygusunun zedelendiği, ortak hedeflerin yerini kişisel hırsların ve egoların aldığı bir ortam. Böyle bir evin uzun süre ayakta kalması mümkün müdür?

Daha da önemlisi, o evde huzur içinde yaşamak mümkün olabilir mi?

Toplumsal yapılarda ve kurumlarda da benzer bir gerçeklik söz konusudur. Güvenin zedelendiği, dayanışmanın zayıfladığı ve ortak aklın geri plana itildiği dönemlerde en çok ihtiyaç duyulan şey, suçlu aramak değil, güveni yeniden tesis edecek bir anlayış geliştirmektir.
Son günlerde sıkça dile getirilen "arınma" söylemi de bu açıdan değerlendirilmelidir. Elbette her kurumun zaman zaman kendini gözden geçirmesi ve eksiklerini gidermesi doğaldır. Ancak uzun yıllar yönetimin kaptanlığını üstlenmiş isimlerin, geçmişte yaşananlardan tamamen bağımsızmış gibi bir söylem geliştirmesi kamuoyunda soru işaretleri oluşturur. Çünkü kaptan, sadece başarıların değil, eksikliklerin de ortak sorumluluğunu taşır.
Devrim kavramı ise özünde yalnızca değişimi değil; güveni, dayanışmayı, katılımcılığı ve özgürlüğü ifade eder. Gerçek yenilik, geçmişi bütünüyle reddetmekten ziyade, yapılan doğruları korurken hatalardan ders çıkarabilme olgunluğunu gösterebilmektir.
Eğer bir yapı artık işlevini yerine getiremeyecek kadar yıpranmışsa, belki de yapılması gereken eski duvarları onarmaya çalışmak değil; sağlam temeller üzerine, ortak akılla ve karşılıklı güven içinde yeni bir yapı inşa etmektir. Böyle bir süreçte kimsenin dışlanmadığı, herkesin katkı sunduğu ve geçmişten alınan derslerin geleceğe ışık tuttuğu bir anlayış, kalıcı çözümün en güçlü zemini olacaktır.
Çünkü güçlü kurumlar, yalnızca başarılı yöneticilerle değil; güven duyan, söz sahibi olan ve ortak hedeflere inanan insanların omuzlarında yükselir. Kalıcı değişim de ancak bu güven ortamında hayat bulabilir.
Saygılarımla...