Tüm Emeklilerin Sendikası, DİSK/Devrimci Emekli-Sen ve Emekli Meclisleri Sendikası’nın bir araya gelerek oluşturduğu Emekli Sendikaları Platformu, Söğütlüçeşme ve Şirinevler meydanlarında eş zamanlı basın açıklamaları gerçekleştirdi. TÜİK tarafından açıklanan resmi rakamların sokaktaki gerçeklikle hiçbir bağının kalmadığını savunan binlerce emekli, mutfaktaki yangının artık taşınamaz bir boyuta ulaştığını ilan etti. Pazarda, markette, eczanede ve kira öderken karşılaşılan gerçek enflasyonun çok daha yüksek olduğunu belirten platform üyeleri, "Açıklanan enflasyon değil, yaşanan yoksulluktur" pankartları arkasında tek ses oldu.
Milyonlarca emeklinin açlık sınırının altında yaşamaya zorlandığı günümüz ekonomik ikliminde; elektrik, doğalgaz, kira, ulaşım, beslenme ve sağlık giderleri karşısında gelirlerin her geçen gün biraz daha eridiği vurgulandı. Emeklilerin artık torunlarına harçlık vermeyi değil, kendi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeyi düşünür hale geldiği belirtilen eylemlerde, bu acı tablonun bir kader olmadığı, yıllardır uygulanan sermaye yanlısı ekonomi politikalarının doğrudan bir sonucu olduğu ifade edildi. AK Parti iktidarı döneminde sosyal güvenlik sisteminin milli gelirden aldığı payın sistemli olarak azaltıldığı, emeklilerin bütçedeki payının sürekli geriletildiği verilerle paylaşıldı.
"Ekonomik Büyümenin Sonuçları Emeklilere Değil Sermayeye Aktarılmıştır"
Ülke ekonomisinin büyüdüğüne yönelik iddialara sert tepki gösterilen ortak metinde, üretilen zenginliğin bir avuç sermaye çevresine aktarıldığı, eskinin orta direğinin bugünün fakiri haline geldiği savunuldu. Platform adına yapılan konuşmalarda şu ifadelere yer verildi:
"Ülke büyüdü denilirken emekliler yoksullaşmış, üretilen zenginlik bir avuç sermaye çevresine aktarılmıştır. Emekli aylıklarının düşüklüğünün en önemli nedenlerinden biri, bütçeden ve Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'dan emekliler ve sosyal güvenlik sistemi için yeterli kamu kaynağı ayrılmamasıdır. Dahası, emeklilere ve sosyal güvenliğe ayrılan kamu kaynaklarının payı AKP iktidarı döneminde geriletilmiştir. Bugün yaşanan yoksullaşmanın temelinde yalnızca yüksek enflasyon değil, sosyal güvenlik sisteminin bilinçli olarak zayıflatılması ve emeklilerin milli gelirden aldığı payın azaltılması bulunmaktadır. Ülke büyürken emeklilerin büyümeden aldığı pay küçülmüş, ekonomik büyümenin sonuçları emeklilere değil sermayeye aktarılmıştır. Bu nedenle sosyal güvenlik ve emekliler için yapılan kamu harcamaları ciddi biçimde artırılmalıdır."
"Emeklilerin Hakkı Olan Kaynaklar Neden Yıllardır Başka Alanlara Aktarılmaktadır?"
İktidarın kaynak yetersizliği argümanını tamamen reddeden emekli örgütleri; bütçede emekliye bulunamayan kaynakların vergi aflarında, teşviklerde, garanti ödemelerinde, sermayeye sağlanan ayrıcalıklarda ve askeri harcamalarda rahatlıkla kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin bir kaynak problemi değil, adil dağıtım problemi yaşadığını söyleyen konuşmacılar, harcamalardaki şeffaflık eksikliğini şu sorularla eleştirdi:
"Biz emekliler soruyoruz: Trilyonlarca lira sermayeye aktarılırken kaynak var da milyonlarca emeklinin insanca yaşayacağı bir gelir için neden kaynak yok? Emeklilerin hakkı olan kaynaklar neden yıllardır başka alanlara aktarılmaktadır? Önümüzdeki günlerde Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi de bu soruları daha yakıcı hale getirmektedir. Biz emekliler; NATO'nun savaş, silahlanma ve emperyalist müdahale politikalarına karşıyız. Türkiye'nin halkın ihtiyaçları yerine NATO'nun bölgesel politikalarına ve askeri hedeflerine göre konumlandırılmasını kabul etmiyoruz. Ülkemizin yeni askeri üslerle, yeni savaş planlarıyla ve bölgesel çatışmaların merkezlerinden biri haline getirilmek istenmesine karşı çıkıyoruz. Bugün emeklilere, emekçilere ve halka kaynak yok denilirken; savaş politikalarına, silahlanmaya ve askeri harcamalara ayrılan kaynaklar sürekli artırılmaktadır. Gerçek güvenlik; daha fazla silahlanmada değil, halkın refahında ve özgürlüğündedir."
"Açıklanan Enflasyon Değil, Yaşanan Yoksulluktur"
Aç kalan, ilacını alamayan ve kirasını ödeyemeyen bir toplumun gerçek anlamda güvende olamayacağı belirtilen platform deklarasyonunda, kaderin NATO, ABD ve uluslararası sermaye çevreleri tarafından değil, bu ülkenin üreten insanları tarafından belirleneceği ifade edildi. Emekliler Haftası’nda kutlama yapmak yerine geçim derdiyle meydanlara çıkmak zorunda kaldıklarını söyleyen sendika liderleri, şu çarpıcı tespiti yaptı:
"Aç kalan bir emeklinin güvenliği yoktur. İlacını alamayan bir emeklinin güvenliği yoktur. Kirasını ödeyemeyen, barınma sorunu yaşanan bir emeklinin güvenliği yoktur. Gerçek güvenlik; bağımsızlığın, demokrasinin, laikliğin, sosyal adaletin ve halkın refahının güvence altına alındığı bir ülkede mümkündür. Kaderimizi NATO, ABD ve uluslararası sermaye çevreleri değil; bu ülkenin emekçileri, emeklileri ve halkı belirlemelidir. Bu nedenle NATO'nun savaş politikalarına, emperyalist müdahalelere ve ülkemizi bağımlı hale getiren anlayışlara karşı çıkıyor; kaynakların savaşa değil, emeklilere, emekçilere, sağlığa, eğitime ve sosyal güvenliğe ayrılmasını savunuyoruz. İşte bu nedenle Emekliler Haftası'nda bir kez daha haykırıyoruz: Açıklanan enflasyon değil, yaşanan yoksulluktur."
Bu eylemin, 21 Haziran'da gerçekleştirilen Emeklilerin Ortak Geleceği Çalıştayı sonrasında kurulan Emekli Sendikaları Platformu'nun ilk ortak kitlesel gücü olduğu hatırlatılarak, birleşik emekli hareketinin büyütülerek sürdürüleceği kararlılıkla ilan edildi.
"Sağlıkta Katkı ve Katılım Payları Kaldırılsın"
Emekliliğin bir lütuf değil, bedeli peşin ödenmiş anayasal bir hak olduğunu hatırlatan platform, acilen hayata geçirilmesini talep ettikleri kanuni ve ekonomik maddeleri sıraladı:
"Hiçbir emekli yoksulluğa mahkûm edilmesin; en düşük emekli aylığı insanca yaşam koşullarını sağlayacak düzeye yükseltilsin. Bayram ikramiyeleri asgari ücret düzeyine yükseltilsin. Sağlıkta katkı ve katılım payları kaldırılsın. 5510 sayılı yasa emekliler lehine yeniden düzenlensin."
"Yoksulluğa Teslim Olmayacağız"
Söğütlüçeşme ve Şirinevler meydanlarını dolduran kitleler, taleplerinin sadece ekonomik iyileştirmelerden ibaret olmadığını, aynı zamanda sendikal hakların da güvenceye alınması gerektiğini savundu. Eylem, meydanları inleten şu kararlı kapanış sözleriyle son buldu:
"Emeklilerin sendika kurma ve örgütlenme hakkı anayasal güvence altına alınsın. Zamlar kök maaşa değil, ele geçen son maaşa uygulansın. Sosyal güvenlik ve emekliler için bütçeden ayrılan pay artırılsın. Sosyal güvenlik ve emekliler için yapılan kamu harcamalarının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla içindeki payı, Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü ve Avrupa ülkeleri ortalamalarına yükseltilsin. Bugün burada yalnızca maaşlarımız için değil; çocuklarımızın, torunlarımızın ve ülkemizin geleceği için de konuşuyoruz. Yoksulluğa teslim olmayacağız. Haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Birleşik mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Açıklanan enflasyon değil, yaşanan yoksulluktu. Geçinemiyoruz. Korkmuyoruz."





