Kocaeli'nin Dilovası ilçesinde bulunan Ravive Kozmetik fabrikasında geçen yıl 8 Kasım’da meydana gelen ve 3’ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği feci yangının yankıları sürüyor. Yangında sevdiklerini kaybeden acılı aileler, adalet arayışlarını sürdürmek amacıyla Gebze Kent Meydanı'nda bu hafta da "Adalet Nöbeti" tuttu.
"İşçiler ölüyor, hükümet izliyor" sloganlarının yükseldiği nöbete, Depo, Antrepo, Gemi Yapımı ve Deniz Taşımacılığı (DGD-SEN) Genel Başkanı Neslihan Acar da katılarak destek verdi. Acar, "Bizim çocuklarımızın 5 kuruşluk canı yok bunların karşısında. Duruşma salonlarında olmak zorundayız. 21 Temmuz'da herkesi Kandıra Cezaevi Kampüsü'ne, orada olmaya davet ediyoruz" sözleriyle duyarlı tüm kesimlere kritik duruşma için çağrıda bulundu.
"Yakarak Katlediler, Cinayet İşlediler"
Faciada ablası Şengül Yılmaz'ı kaybeden Emine Bulut, yaşadıkları derin acıyı ve adalet arayışını şu sözlerle dile getirdi: "8 ay oldu ablamı kaybedeli. Adalet için yollarda, sokaklarda kaldık. Biz yasımızı tutamadık. Neden bu devlet bu adaleti sağlamıyor, biz de evimizde yasımızı tutamıyoruz? Burada, Dilovası'nda 7 canımızı kaybettik. Yakarak katlettiler, cinayet işlediler. Bu insanların canını yakarken biliyordunuz. Yandılar, kül oldular. Utanmadan arlanmadan tehdit ediyorlar; 'Bizi dışarı çıkarmazsanız sizi mahvederiz' diyorlar. Edin, hepiniz mahvolun. Yediniz, içtiniz, sermaye işlettiniz. Burada hepsinin suçu var. Hepsinin yargılanmasını istiyorum."
Sanıkların hamilelik gerekçesiyle tahliye edilmesine de tepki gösteren Bulut, "3 kuruş, 5 kuruş para için, keyifleri için canlarımızı yaktılar. Ben adalet istiyorum. Adaletin sağlanmasını istiyorum. Hepsinin en ağır şekilde, baştan sona kadar cezalandırılmasını istiyorum" dedi.
"Bizimle Dalga Geçer Gibi Psikolojimizle Oynuyorsunuz"
Şengül Yılmaz'ın kızı Nural Deniz ise mahkeme salonlarında sanık avukatlarının takındığı tavırlara sert tepki gösterdi. Adaletin tecelli etmesi için herkesten destek beklediklerini belirten Deniz, şunları ifade etti: "8 aydır hepimiz; kimimiz annemizi, kimimiz kızımızı, çocuğumuzu yanarak orada izledik. Kapılarda çocuklarımızın, annemizin, herkesin parçalarını topladık. Kimsenin cesedi yıkanmadı bile. Hiç kimsenin eli, kolu, uzvu hiçbir şeyi yoktu. Mahkemede sanıkların avukatları, hakime, 'Ölenlerin suçu var. Geriye doğru kaçmışlar. Kapıya doğru kaçmamışlar' diyor. 'Ölenlerin vücut bütünlüğü var mıydı' diyor. O yangında ölenlerin vücut bütünlüğü olma ihtimali var mı? Terbiyesizler. Nasıl kalkıp da böyle bir şeyi, böyle bir cümleyi bizim karşımızda konuşabiliyorsunuz? Zaten zorla ayakta duruyoruz. Kendimizi zor tutuyoruz. Orada boynunuzu büküp suçunuzu kabul etmek yerine yüzümüze bakıp bakıp bizimle dalga geçer gibi saçma sapan sorular sorup psikolojimizle oynuyorsunuz."
Kendisinin de bu süreçte çok zorlu bir doğum yaptığını belirten Deniz, sanıklardan Aleyna Oransal'ın riskli gebelik iddiasıyla ev hapsine çarptırılarak tahliye edilmesini kabul etmediklerini, bu kadının hesabına yangından bir gün önce 5 milyon lira maaş yattığını öne sürerek adaletin yerini bulmasını istedi.
"Çocuklarımız Birbirlerine Sarılarak Yanarak Can Verdiler"
Yangında kızı Nisa Taşdemir'i kaybeden anne Hatun Taşdemir ise evlatlarının çaresizce can verdiğini belirterek gözyaşları içinde konuştu: "Bizim canlarımız orada yanarken bunlar rahat rahat evlerinde oturmuşlardı. Bizim çocuklarımız orada bağırarak, çağırarak, yanarak kömür olurken 'Bizi kurtarın' diye sesleniyorlardı. Kurtaran yokmuş orada. Çıkacak yer yokmuş. Ne kapı varmış ne çıkış varmış. Çocuklarımız birbirlerine sarılarak, yanarak can verdiler. Hakları böyle miydi? Bunlar da yaşamak istediler. Ölmek istemediler çocuklarımız. 7 kişiyi orada yakarak canlarını verdiler. Sonra da bizi suçluyorlar; 'Kendi kendilerini yakmışlar' diyorlar. Niye bu çocuklar kendi kendilerini yaksınlar? Hak hukuk böyle değil. Biz onların hakkını istiyoruz. Kızımızı kömür olarak aldılar elimizden. Şimdi kızım kara toprağın altında."
"Tuğba'nın Kemiklerini Yerden Topladım"
Faciada yaşamını yitiren Tuğba Taşdemir'in annesi Saliha Taşdemir de adaletin tecelli etmesi için yetkililere seslendi. Kızını son yolculuğuna uğurladığı o kara günü unutamadığını söyleyen acılı anne, duygularını şöyle aktardı: "Biz adalet istiyoruz. Adalet yerini bulsun. Onlar da acı çeksin. Biz her zaman acı çekmedi mi? 7 kişi kül oldu. Kefene bile sarılmadı. Mezara öyle koydular. Bari adalet yerini bulsun. Onların kemikleri mezarında sızlamasın. Başbakan'a sesleniyorum, Allah rızası için. Başka analar acı çekmesin. Ben çok acı çektim. Sadece kömürlerini toprağa koydum. Tuğba sabah kalktı, saat 08.00'de gitti. Ben bir süt onun cebine koydum. 'Tuğba o sütü sıcak iç, sonra karnın acıkmasın' dedim. Ne oldu? Yarım saat sonra Tuğba'nın kemiklerini yerden topladım. Öyle olmaz. Adalet olmuyor. Allah rızası için sesleniyorum. Bizim acılarımıza biraz yardım edin. Adalet yerini bulsun. Herkes cezasını çeksin."
"Madem Cumhurbaşkanı Diyor Hazreti Ömer'in Adaleti, Ben De O Adaleti İstiyorum"
Kızı Nisa'nın ardından her gün gözyaşı döktüğünü belirten acılı baba Vedat Taşdemir ise devlet büyüklerine ve milletvekillerine seslerini duyuramadıklarını belirterek adalet talebini yineledi: "Cumhurbaşkanına seslendik, ses gitmedi. Adalet Bakanı'na sesleniyoruz, yine ses gitmiyor. İçişleri Bakanı'na, Dışişleri Bakanı'na, 600 milletvekiline seslendik. Adamlar kulaklarını tıkıyor. Sesimizi duyan yok. Bizim istediğimiz adalet. 7 tane canımız gitti. Bu 7 can kömür olarak çıktı. Bunların kanı, ahı yerde kalmayacak. Kamu görevlilerini tutukluyorlar. 7 kişi can vermiş. İki gün içeride bırakıyorlar, ertesi gün serbest bırakıyorlar. Biz bu adaleti istemiyoruz. Gerçek bir adalet istiyorum. Madem Cumhurbaşkanı diyor 'Hazreti Ömer'in adaleti', ben de o adaleti istiyorum. Mahkemeye giriyoruz, etrafımızı jandarma sarıyor. Oturacağız bir yerde, konuşacağız; etrafımızı polis sarıyor. Suçu olanlar çıksın, adaletin önünde hesap versinler, cezalarını çeksinler. Ben her gün ölüyorum. 9 aydır her gece gözümden yaş akıyor. Bunların peşini ölene kadar bırakmayacağım."




