İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, siyasi danışmanı Necati Özkan ve iş insanı Hüseyin Gün hakkında "siyasal casusluk" iddiasıyla açılan davanın ikinci duruşması, Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde bulunan 4 no'lu salonda yapıldı. Aynı gün içinde hem diploma davasına hem İBB ana davasına hem de casusluk davasına girerek adeta bir "hukuksuzluk triatlonu" yaptığını belirten İmamoğlu, mahkeme heyetinin yüzüne karşı sert eleştiriler yöneltti. Son 1,5 yılda kendisine karşı 15 ceza davası icat edildiğini ve 20 hakim değiştiğini belirten İBB Başkanı, davanın tamamen siyasi bir tasfiye operasyonu olduğunu vurguladı.
Kendisinin 15,5 milyon insanın oyuyla cumhurbaşkanı adayı gösterildiğini, 25,1 milyon insanın imzasıyla desteklendiğini hatırlatan İmamoğlu, sadece 5 dakikalık bir ziyaret fotoğrafı üzerinden "casusa" ilan edilmesini "tımarhanelik bir metin" olarak nitelendirdi. MİT'e yazılan müzekkerelerin yanıtsız bırakılmasına tepki gösteren İmamoğlu, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın'a doğrudan seslendi.
"MİT Başkanı İbrahim Kalın Niye Konuşmuyor?"
Savunmasında, davanın temelini oluşturan iddiaların boş olduğunu belirten İmamoğlu, devletin istihbarat kurumunun sessiz kalmasını eleştirdi. İmamoğlu, "MİT'e müzekkere yazıldı ama cevap yok. İbrahim Kalın niye konuşmuyor? Hüseyin Gün casus mu değil mi? Ekrem İmamoğlu casus mu değil mi? Necati Özkan casus mu değil mi? Merdan Yanardağ casus mu değil mi? Devlet adına çalışmış bir insandan casus çıkar mı? Eğer çıkıyorsa bunu MİT söylesin. Neden tek kelime etmiyorlar? Bana 'casus' diyenin ağzını da karışlarım, alnını da karışlarım" ifadelerini kullandı.
Merdan Yanardağ'ın bu ülkenin saygın bir gazetecisi, Necati Özkan'ın ise yıllardır kendi danışmanı olduğunu belirten İBB Başkanı, "Bu insanlardan casus çıkmaz. Tanıdığım kadarıyla Hüseyin Gün de devletine hizmet etmiş bir iş insanıdır. Yazık etmeyin. Eğer bu dosyada tutukluluğun devamına karar verecekseniz, o kararı da tanımıyorum" diyerek mahkemeye rest çekti.
"Ben De Hukuksuzluk Triatlonu Yapıyorum"
Aynı gün içerisinde üç farklı duruşma salonu arasında mekik dokuduğunu ve adliyelerden kaçırılarak Silivri'deki cezaevi kampüsüne hapsedilmek istendiğini söyleyen İmamoğlu, adalet sisteminin düşürüldüğü durumu şu sözlerle özetledi: "Sabah 36 yıl önce üniversiteler arası geçiş yaptığım döneme ilişkin sözde evrakta sahtecilik davasındaydım. 18 yaşındaki Ekrem'e dava açıldı. Aynı kampüste İBB ana davası sürüyor. Şimdi de bu salondayım. Bugün burada ayrı salonlarda hukuk cinayetleri işleniyor. Ben de hukuksuzluk triatlonu yapıyorum. Bir hukuk cinayetinden diğerine koşarak kendimi savunmaya çalışıyorum."
Duruşmaların Silivri'de yapılmasına ve Ankara'daki NATO Zirvesi öncesi uygulanan olağanüstü güvenlik önlemlerine de değinen İmamoğlu, "Vatandaşına güvenmeyip başkentini olağanüstü hal psikolojisine sokan bir anlayışla karşı karşıyayız. Yarın Ankara'da NATO Zirvesi var. Peki Türkiye'yi yönetenler orada ne diyecek? 'Dört kez yenildiğim rakibimi hapse attırdım, dün de üç ayrı duruşmada yargıladım' mı diyecekler? Bununla mı gurur duyacaklar?" dedi.
"7 Yaşındaki Çocuğun Oyun Tabletine El Koydular"
Dava kapsamında yargılanan Melih Geçek'in ailesine yönelik yaklaşık bir ay önce yapılan terörle mücadele operasyonunu da mahkeme tutanaklarına geçiren İmamoğlu, aile bireylerine yönelik psikolojik bir işkence yürütüldüğünü iddia etti.
Gece yarısı evlere girildiğini belirten İmamoğlu, "Gece yarısı 'iPad arıyoruz' diyerek evlere girdiler. Melih Geçek'in 7 yaşındaki yeğeninin oyun oynadığı tablete el koydular. Yetmedi, anne ve babasının telefonlarını aldılar. 13 yaşındaki kızının ders çalıştığı tablet de emniyette. Bu mudur terörle mücadele? Bu insanların yaşadığı psikolojik işkencenin hesabını kim verecek?" şeklinde konuştu.
"20 Hakim Değişti, Tek Değişmeyen Sanık Benim"
Yargı sistemi üzerinden siyasi mühendislik yapılmaya çalışıldığını ve kendisini yargılayan savcıların jet hızıyla terfi ettirildiğini iddia eden İmamoğlu, adaletin er ya da geç tecelli edeceğini söyledi.
İmamoğlu sözlerini şöyle tamamladı: "Dosyaların değişmeyen tek tarafı sanık koltuğunda benim oturmam. Son bir buçuk yılda 15 ceza davası icat edildi, 20 hakim değişti. Hiçbir davam başladığı hakimle devam etmiyor. Diploma davasının savcısı başsavcı vekili oldu. Bu dosyanın savcılarından biri İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili, biri de Adalet Bakan Yardımcısı oldu. Makam dediğiniz şey onurla, liyakatle alınır; kumpasla alınmaz. Yanlışı halk düzeltir. Yakında halkın hükmünü sağır sultan bile duyacaktır."





