Ankara'da gerçekleştirilen tarihi NATO Liderler Zirvesi'nin ardından diplomasinin trafiği hız kesmeden devam ediyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Birleşik Arap Emirlikleri merkezli saygın yayın kuruluşu The National News'a küresel ve bölgesel gelişmelere dair çarpıcı analizlerle dolu, ezber bozan bir mülakat verdi. Bakan Fidan, özellikle Ortadoğu'yu ateş çemberine çeviren İsrail hükümetinin gizli ajandasını deşifre ederken, Türkiye'nin sağduyulu diplomatik duruşunun altını çizdi. İsrail'de yaklaşan seçim dalgasına dikkat çeken Fidan, Başbakan Binyamin Netanyahu ve radikal destekçilerinin siyasi ömürlerini uzatabilmek adına tehlikeli bir oyun oynadığını ve "dışarıdan yapay bir düşmana ihtiyaç duyduklarını" açıkça dile getirdi.
İsrail yönetiminin attığı her adımın bölgeyi uçuruma sürüklediğini belirten Bakan Fidan, "Netanyahu hükümetinin politikaları sadece bizim için bir sorun değil. Onun politikaları ve hükümeti İsrail için bir yük, bölge için bir yük, uluslararası güvenlik için ise bir yük ve tehdittir" sözleriyle küresel topluma acil çağrıda bulundu. Yaşanan bu sert kutuplaşmanın ardından dünya basınının en çok merak ettiği "Bu söylemler Türkiye ile İsrail arasında açıkça askeri bir çatışmaya yol açar mı?" sorusuna da çok net bir yanıt veren Fidan, "Açıkça bir çatışmaya girmek için bir neden yok" diyerek Ankara'nın serinkanlı pozisyonunu ortaya koydu. Bakan Fidan, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin daha önce dile getirdiği, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "bir barış ve sağduyu lideri olduğu ve hiçbir bölgesel tuzağa çekilemeyeceği" yönündeki tarihi tespitini mülakatında yeniden hatırlattı.
"İsrail Şam'daki Yeni Hükümeti İstikrarsızlaştırmaya Çalışıyor"
Bölgesel istihbarat ve saha raporlarına dayanan analizlerini paylaşmayı sürdüren Bakan Fidan, Suriye'de yaşanan son gelişmelerin ardından İsrail'in kirli bir strateji devreye soktuğunu ileri sürdü. Avrupa liderlerinin İsrail'in oluşturduğu bu küresel tehdidi yavaş yavaş fark etmeye başladıklarını ancak bu büyük sorunla nasıl başa çıkacaklarını henüz formüle edemediklerini söyleyen Fidan, sarsıcı bir uyarıda bulundu. İsrail'in Şam'daki yeni yönetimi sabote etmek istediğini aktaran Fidan, "İsrail'in istikrarlı, iyi, güçlü, gelişen ve kalkınan bir Suriye görmek isteyip istemediğinden emin değiliz. İsrail hükümetinin bölge ülkelerine yönelik geçmiş ve mevcut davranış kalıplarına baktığınızda, Şam'daki yeni hükümeti istikrarsızlaştırmaya çalışıyorlar; evet" diye konuştu.
Filistin halkına yönelik kurulan Barış Kurulu çalışmalarına da değinen Dışişleri Bakanı Fidan, bu mekanizmanın "soykırımı durdurmada" siyasi olarak belirli bir etki yarattığını ancak vaat edilen insani yardımları sahaya ulaştırma konusunda sınıfta kaldığını belirtti. Bölgedeki insanların henüz yeterli gıda, barınak ve ilaç alamadığını vurgulayan Fidan, Körfez'deki gerilimler nedeniyle uluslararası ilginin Filistin'den başka yöne kaymasından yakındı. Dünyaya seslenen Fidan, Filistinlilerin insani yardımlara ulaşabilmesi adına İsrail üzerinde acilen daha fazla uluslararası baskı kurulması gerektiğinin altını çizdi.
"Boğaz'dan Geçişte Yanlış Anlaşılma Olduğunu DüşünüyORUM"
ABD Başkanı Donald Trump'ın "İran ile varılan ateşkes bitti" şeklindeki sert çıkışlarına rağmen, Ankara'nın bu kritik ateşkesin hala korunabileceğine inandığını belirten Bakan Fidan, diplomatik diyalog kanallarının önemine vurgu yaptı. İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki son askeri eylemlerini bir "misilleme" olarak değerlendiren Fidan, konunun arka planında bir iletişim kazası olduğunu aktardı. Hürmüz Boğazı'ndaki krize dair, "Boğaz'dan geçişin nasıl uygulanacağı konusunda iki taraf arasında bir iletişim eksikliği ve yanlış anlaşılma olduğunu düşünüyorum" diyen Fidan, İranlı mevkidaşı ile gerçekleştirdiği son telefon görüşmesinin kendisine sorunun kökenine dair çok daha derin ve net bir anlayış kazandırdığını ifade etti.
Yangına körükle gitmek yerine gerilimi acilen düşürmek gerektiğini savunan Fidan, "Her iki taraf da gerçekten ateşkesi korumak ve barış anlaşmasıyla ilerlemek istiyor. Yine de her zaman bir kaza ihtimali mevcuttur; iletişimsizlikler, provokasyonlar ve misillemeler sebebiyle çok dikkatli olmak zorundayız" uyarısında bulundu.
"Her Çatışmanın Dinamiğini Biliyoruz"
Türkiye'nin köklü tarihi geçmişi ve coğrafi konumu sebebiyle Ortadoğu ve dünyadaki ihtilaflarda eşsiz bir arabuluculuk potansiyeline sahip olduğunu anlatan Bakan Fidan, bölgenin geleceğini dış güçlere bırakmamak gerektiğini söyledi. "Herkesi tanıyoruz, her çatışmanın dinamiğini biliyoruz. Bu nedenle, neler olup bittiğini gerçekten anlamak ve bunları durdurmaya nasıl yardımcı olabileceğimizi bilmek için en iyi konumda olduğumuzu düşünüyorum. Bölgenin kendi sorunlarını omuzlamasının ve sahiplenme göstermesinin zamanı geldi" diyen Fidan, eski dayatmacı dış politikaların iflas edeceğini belirtti.
Alternatif olarak bölgedeki her aktörün can güvenliğini, siyasi egemenliğini ve toprak bütünlüğünü anayasal güvence altına alacak yepyeni bir "bölgesel güvenlik yapılanması" öneren Hakan Fidan, Türkiye'nin Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan ile yıl başında kurduğu özel çalışma grubuna değindi. Bu stratejik oluşumun Arap Ligi ya da Körfez İşbirliği Konseyi'ne bir alternatif olmadığını, aksine hantal bürokrasiyi aşarak çok daha hızlı karar almayı amaçladığını belirten Fidan, mevcut kurumsal yapıların aşırı resmi olduğunu ve buralardan kalıcı kararlar çıkarmanın zorluğunu aktardı.
"Sorunlarımızı Tanımlarken, Çözüm Bulurken Şeffaf ve Samimi Olmalıyız"
Irak'ta kurulan yeni yönetime ve ülkenin yeni Başbakanına yönelik "temkinli bir iyimserlik" beslediğini kaydeden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Irak'ta kalıcı bir istikrar ve kalkınma hamlesi sağlanabilmesi için İran'ın bu ülke üzerindeki ağırlığının ve nüfuzunun mutlaka masaya yatırılması gerektiğini söyledi. Aynı hassasiyetin İran'ın bölgesel vekilleri olarak nitelendirilen Hizbullah ve Hamas ile mücadele süreçleri için de geçerli olduğunu ima eden Fidan, Ortadoğu'da kartların yeniden dağıtılması gerektiğine işaret ederek sözlerini şöyle tamamladı:
"Her ulusun egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün tamamen tanındığı bir duruma geri dönmemiz gerekiyor. İran uzun süredir bu ülkelerde vekiller bulundurarak önleyici bir güvenlik politikası yürüttüğünü iddia ediyor, tıpkı İsraillilerin güvenliklerinin bir parçası olarak bölgenin geri kalanını işgal etmesi gibi. Bölgedeki her tarafın güvenliğini, siyasi egemenliğini ve toprak bütünlüğünü garanti altına alacak yeni bir güvenlik anlayışına ulaşırsak, bu yeni anlayışla İran'a 'Bakın, kendi köşelerimize çekilebiliriz' diyebilmeliyiz. İnanıyorum ki İran tüm bu gerçekleri anlayacak olgunluktadır. Bu nedenle, umarız ABD ile İran arasında bir barış anlaşmasına varılırsa, o zaman gerçekten sağlıklı tartışmalara başlayabiliriz. Bu dönemde sorunlarımızı tanımlarken ve iletirken bunlara çözüm bulurken açık, şeffaf ve samimi olmalıyız."




