Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) günlük bültenine göre, batık kredilerde fon krizi döneminde 118 milyar liralık büyüme yaşandı. 2025 yılında yüzde 101 artan batık krediler, bu yıl da önceki yıl sonuna göre yüzde 66,6 yükseldi. Batık kredilerin toplam kredi stokuna oranı yüzde 2,5’ten yüzde 3,4’e çıktı.
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (ETÜ) öğretim üyesi Prof. Dr. Ramazan Aktaş, ANKA Haber Ajansı’na yaptığı değerlendirmede, artan sorunlu kredilerin vatandaşlar, bankalar ve reel sektör üzerindeki olası etkilerini anlattı.
“Bankalar daha sık haciz yoluna yönelecek”
Bankacılık sisteminin temel işlevinin likit kalmak ve piyasaya kredi sağlamak olduğunu belirten Aktaş, “Borçların ödenememesi, bankaları daha çok ve sıkça haciz ve yasal takip yollarına yöneltir” dedi.
Bu süreçte bankaların elinde ev, araba ve tesis gibi varlıkların birikeceğini ifade eden Aktaş, borçlarını ödeyemeyen vatandaşların ellerindeki varlıkları kaybedebileceğini söyledi. Aktaş, “Unutulmamalı ki bankalar bu varlıkları elden çıkarırken değerinin altında satacaktır” uyarısında bulundu.
Kamu maliyesine de yansıyabilir
Aktaş, bir bankanın sorunlu kredi oranının belirli eşikleri, örneğin yüzde 10 seviyelerini aşması durumunda öz sermayesini yitirme ve yükümlülüklerini yerine getirememe riskiyle karşılaşabileceğini belirtti.
Böyle bir durumun kamu maliyesine de yük getirebileceğini savunan Aktaş, şöyle konuştu:
“Bankaların yükümlülüklerini karşılayamaması durumunda mevduat güvencesi nedeniyle yük Hazine’ye devrolur. Hazine bu külfeti karşılamak için ya borçlanmayı artırmak ya da emisyon/enflasyon yaratmak zorunda kalır; bu da dönüp dolaşıp vatandaşa daha yüksek enflasyon ve vergi yükü olarak yansır.”
“Sağlıklı işletmeler dahi likidite sıkıntısından batabilir”
Batık krediler nedeniyle bankaların kredi vermeyi kesmesinin reel sektörde de sorunlara yol açabileceğini vurgulayan Aktaş, faaliyetlerini krediyle sürdüren işletmelere dikkat çekti.
Aktaş, “Bu durumda kârlı veya sağlıklı olan fakat faaliyetlerini kredi ile döndüren işletmeler dahi likidite sıkıntısından batabilir. Bütün ekonomide sistemik risk gündeme gelebilir” dedi.
Büyük işletmelerdeki finansal sıkıntının alt tedarikçilere yansıyacağını belirten Aktaş, bu baskının özellikle mikro ölçekli KOBİ’leri ve yeni kurulan işletmeleri etkileyebileceğini söyledi.
Borç krizinin işsizliğe dönüşmesi riski
Küçük işletmelerin maliyet baskısı karşısında çalışanlarını işten çıkarmak zorunda kalabileceğini ifade eden Aktaş, borç krizinin işsizlik artışına dönüşebileceği uyarısını yaptı. Aktaş, “Geniş kesimler işsizlik dalgasıyla karşı karşıya kalır” diye konuştu.
Yüksek enflasyon nedeniyle gelir-gider dengesi bozulan vatandaşların, yüksek faizlere rağmen borcu borçla kapatmaya çalıştığını belirten Aktaş, şu değerlendirmede bulundu:
“Vatandaşın, borç ödeme kapasitesi düştükçe ve reel gelirler eridikçe hane halkı zorunlu harcamalarını dahi kısmak zorunda kalıyor. Bu ciddi bir yoksullaşma sürecini beraberinde getirir.”
Finansal okuryazarlık vurgusu
Aktaş, finansal okuryazarlığın hanelerin borç sarmalına girmesini önlemede ve sistemik kriz risklerini sınırlamada önemli olduğunu söyledi. Kredinin kişinin kendi parası değil, geri ödenmesi gereken maliyetli bir borç olduğunun anlaşılması gerektiğini vurguladı.
Gelirlerin giderleri karşılayamadığı dönemlerde kontrolsüz borçlanmanın tehlikelerine işaret eden Aktaş, “Aksi takdirde, yüksek faiz oranlarına rağmen kredi kartları ve ihtiyaç kredileriyle günü kurtarmaya çalışmak, borç yükünü katlayarak derin bir yoksullaşmaya yol açar” ifadelerini kullandı.




