CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu’nun Gazze için düzenlenen olağanüstü toplantısında, “Gelin birlikte davranalım. Sayın Erdoğan’ın başkanlığında Türkiye’deki bütün muhalefet partilerini, Filistin’e destek ziyareti yapmaya davet ediyorum. Biz varız. Var mısınız? Bu Meclis’in çalışmalarına devam etmesi, tatile dönmemesi için bir önerge vereceğiz. İlk iş, Filistin İzleme ve Destek Komisyonu kurulmasını teklif ediyoruz. Var mısınız? İsrail ile üçüncü ülkeler üzerinden olan ticaret dahil, tüm ticari ilişkilerin resmi bir genelgeyle tamamen kesilmesini öneriyoruz. Var mısınız? Netanyahu'ya ‘savaş kahramanı’ dediği için Trump’ı kınamayı teklif ediyoruz. Var mısınız” dedi.

TBMM Genel Kurulu, İsrail'in Gazze'ye saldırıları ve bölgedeki güncel durumu görüşmek üzere, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında olağanüstü toplandı. Genel Kurul’da partisi adına söz alan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, şunları söyledi:

“Türkiye, Anayasası’nda yazdığı şekliyle demokratik bir hukuk devletidir. Egemenlik hakkı millete aittir. TBMM, 86 milyon vatandaşımızın seçme iradesinin vücut bulduğu adrestir. Bu Meclis milli kurtuluş mücadelemizi yöneten, devletimizi kuran ve kalkındıran çatıdır. Sekiz yıl önce rejime kasteden bir Anayasa değişikliğiyle bu çatının kolonları kesilmiş olsa da bize düşen bu çatı yıkılırsa altında kalanın millet olacağı bilinciyle milletin iradesinin tecelli ettiği mekan olarak Meclisimize sahip çıkmaktır. Meclis’ten uzaklaşmak, siyasetin milletle bağını koparır. Meclis’e yaklaşmak millete yakınlaşmaktır. İşte bu anlayışla CHP, dokuz siyasi partinin uygun görüşleri, ortak imzalarıyla ve tüm muhalefet partilerinin olumlu bakmasıyla İsrail’in Filistin’deki soykırıma varan katliamlarını görüşmek üzere Meclis’i toplanması için çağrıda bulunmuştur. Bugün burada milletimizin ortak iradesini ve vicdanını temsil eden tartışmaların yapılması, kararların alınmasını temenni ediyorum ve bunu temin etmek niyetiyle Meclis’i toplantıya çağıran Sayın Başkan’a, katılan tüm siyasi partilere ve milletvekillerine teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum.

“Partimiz, Filistin mücadelesini Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Filistin’de verdiği mücadelenin çizgisinde devam ettirmektedir”

8 Ekim 2023’ten bu yana tam 691 gün geçti. İsrail, 691 gündür Filistin’de katliam yapıyor, soykırım yapıyor. Bugüne kadar yarıdan fazlası kadın ve çocuk olmak üzere 70 bin masum insan öldürüldü. Filistin’deki sorunun tarihi 20’nci asrın başlarına uzanmaktadır. Yıllar içinde on binlerce Filistinli yurdundan edinmiştir. İsrail devleti 1948’de kurulduktan sonra da Filistin topraklarında kan ve gözyaşı durmamıştır. İsrail, Birleşmiş Milletler’in (BM) 1967 kararına uymamış, iki devletli çözüm umudunu soykırıma veren bir gaddarlıkla çıkmaza sürüklemiştir. CHP, tarihsel bir tutarlılık içinde Filistin davasını savunmuştur, savunmaya devam edecektir. 1979’da Üçüncü Genel Başkanımız Başbakan Bülent Ecevit‘in Filistin Kurtuluş Örgütü, Ankara’da ilk temsilciliğini açsın diye ortaya koyduğu irade, kararlılık halen daha Türkiye-Filistin ilişkilerinde en önemli kilometre taşlarından bir tanesidir. Partimiz, Filistin mücadelesini Bülent Ecevit ile Yaser Arafat’ın kurduğu dostluğun, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Filistin’de verdiği mücadelenin çizgisinde devam ettirmektedir.

“Tüm yurt dışı temaslarımızda Filistin davasını savunduk”

Bugüne kadar tüm yurt dışı temaslarımızda Sayın Bakan’ın da biraz önce kıymetlendirdiği gibi, Filistin davasını savunduk. Aralarında 24’ü hükümet başkanı olan, dünya genelindeki 119 siyasi partiyi İsrail soykırımına tepki göstermeye ve Filistin’i tanımaya davet eden mektuplar yazdık. Başkan yardımcılığını üstlendiğim Sosyalist Enternasyonal’de Avrupa’daki, Avrupa Birliği’ne (AB) üye ülkelerin, sol-sosyal demokrat partilerinin çatı örgütü olan Avrupa Sosyalist Partisi’nde meseleyi sürekli gündemde tuttuk ve tüm karar tasarılarına Filistinle ilgili bir desteği, İsrail’e bir ilgili bir kınamayı sokmayı mutlaka başardık. Ayrıca partimizde görev yapan Avrupa Konseyi’nde, Avrupa Parlamentosu‘ndaki bütün arkadaşlarımız da bu davayı en yakından sahiplendiler ve sürekli yurtdışındaki bu çalışmalarında gündemde tuttular. Sosyalist Enternasyonal’in 22 Eylül’de Madrid’de yapılacak olan toplantısının gündemine de tüm yakıcılığıyla Filistin konusunun eklenmesini sağladık. Bu konuda da orada etkin bir tutum ve sonuca yönelik bir kararlılık sergileyeceğiz. Tüm uluslararası çabalarımıza sonuna kadar devam edeceğiz.

fatih Erebakan: "İncirlik ve Kürecik üsleri kapatılsın
fatih Erebakan: "İncirlik ve Kürecik üsleri kapatılsın
İçeriği Görüntüle

“Bölgenin en güçlü devleti olan Türkiye’nin bir yaptırımının olması gerekir”

Gelinen aşamada, İsrail’in bugün iki kötü planı var. Bunlardan birincisi Gazze’yi tamamen boşaltmak, ikincisi doğu Kudüs ile Batı Şeria’nın bağını kopartmak. Bu, apaçık vahşi bir etnik temizlik politikasıdır. Bu planla amaçlanan hem 691 gündür Gazze’de sürdürülen soykırımı bir tehcirle sonlandırmak hem de 1967 BM kararını uygulanamaz hale getirerek başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devleti umudunu fiilen ortadan kaldırmaktır. Çözümü bulmak için önce sorunu doğru bir tespit etmek ve İsrail’in bu cüreti nereden aldığıyla yüzleşmek gerekir. Bunun iki sebebi var. Birincisi Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönetiminin koşulsuz desteğidir. İsrail, arkasında ABD olduğu için hiçbir gücün kendisini durduramayacağını düşünerek Filistin’i adım adım yok etmektedir. İkincisi bölgenin ve dünyanın caydırıcı olmaması, olamaması İsrail’i bu pervasızlığına teşvik etmektedir. 2 buçuk milyar nüfuslu İslam coğrafyasını yönetenlerin tutumları ya yetersizdir ya da ne yazık ki İsrail’den yanadır. Bu durumda bölgenin en güçlü devleti olan Türkiye’nin buna karşı bir sözünün, bir ağırlığının, bir yaptırımının olması gerekir; bizden bu beklenir.

“Netanyahu’ya laf söyleyip baş destekçisi Trump’a tek kelam edemeyenlerin gizlendikleri maskeler düşmüştür”

Filistinli Alimler’in Başkanı Mervan Ebu Ras, Erdoğan’ın Arakan’daki tutumu üzerine bu duruşu, ‘mertçe bir dik duruş’ olarak nitelendirmişti, Erdoğan’a teşekkür etmişti. Anadolu Ajansı (AA) bunu haberleştirdi. İktidara yakın medya günlerce bunu ön plana çıkardı. Şimdi aynı Filistinli alim Mervan Ebu Ras, Müslüman Alimler Buluşması’nda, ‘Trump ve zalimler açık açık İsrail’e her türlü desteği verirken başta Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Malezya gibi diğer ülkelerin liderlerine neyi bekliyor’ diye sorup ‘Bu durumdan utanmıyorlar mı’ diyor. Arakan‘daki tutumu övdüğünde manşetlere taşınan bu alimin bu değerlendirmesinden herhalde bir çıkarımda bulunmak, bu meselenin üzerinde birazcık düşünme vaktidir. Türkiye’yi 23 yıldır yöneten, Filistin davasının son 23 yılında olan bir iktidarın burada samimi bir duruş göstermesi gerekiyor. Bu toplantı, Filistin için yapılmayanları ve yapılması gerekenleri konuşacağımız bir toplantı. Bu nedenle burada her şey açık açık dile getirilmeli. Çünkü artık serin salonlardan Netanyahu ile kayıkçı kavgası yapıp samimi bir duruş ortaya koyamayanların, Netanyahu’ya laf söyleyip onun baş destekçisi Trump’a tek kelam edemeyenlerin gizlendikleri maskeler düşmüştür. Milletimiz artık bu riyakarlığı içine sindirememektedir. Bu cümlenin tam da burasında, bu noktasında, bu kürsüde 12 Aralık 2023 tarihinde, bu riyakarlığa isyan ederken hayatını kaybeden Saadet Partisi Kocaeli Milletvekili Hasan Bitmez’i bir kez daha rahmetle ve minnetle anmak isterim.

“Geçen haftaya kadar İsrail’e askeri yük taşıyan gemilere izin verildiğinin itirafı”

8 Ekim 2023’ten bu yana İsrail ile ticaretin kesilmesini istedik. O dönemde yapılan tüm araştırmalarda Türkiye’nin yüzde 80’i, İsrail ile ticaretin devam ettiğini biliyor ve buna itiraz ediyordu. Ancak iktidar tarafından bu eleştirilerimiz, bu çağrılarımız en sert dilde yalanlanıyor, İsrail ile ticaretin olmadığı iddia ediliyordu. Ancak Ticaret Bakanlığı bizim bu itirazlarımızdan tam 15 ay sonra, 15 Aralık 2024 tarihinde bir genelge yayınladı ve yayınladığı bu genelgeyle ticari ilişkilerin kesildiğini ifade ettiler. Bu genelde o tarihten önce, aylarca ‘İsrail ile ticaret yapmıyoruz’ diyenlerin sürdürdüğü cayır cayır ticaretin itirafı olmuştu. Bu tarihten sonra da İsrail ile ticaret, üçüncü ülkeler üzerinden devam etti, bunu da resmi verilerle ortaya koyduk. Çünkü Türkiye, 2024’te İsrail’e en çok ihracat yapan beşinci ülke olmuştu. Şimdi Türkiye limanlarına gelen ve İsrail’e yük getiren gemilerin askeri ve tehlikeli madde taşımadıklarını bildiren belge talep edileceğini, ben aynı WhatsApp grubu içinde olduğum bir yatılı okul arkadaşımın -uluslarası taşımacılık yapan bir şirkette çalışır- dünya da Türkiye kamuoyu da yabancı bir haber ajansının haberinden öğrendik. Ama bunun gayriresmi bir uygulama olduğunu, bir genelgesinin olmadığını ve olmayacağını, bu meselede sadece sözlü talimatlarla yerine getirileceğini söylüyorlardı. Bu aleniyet kazandı ve dönüp de kimse tarafından yalanlanmadı. Öyleyse bu durumda geçen haftaya kadar İsrail’e askeri yük ve tehlikeli madde taşıyan gemilere bir şekilde izin verildiğinin, göz yumulduğunun itirafından başka bir şey değil. Bugüne kadar ticaretin devam etmesini protesto eden gençlerin gözaltına alınmasının aslında bir suçluluk psikolojisinin sonucu olduğu da ayan beyan ortada.

“Bakan ‘Amerika’ya, İsrail’e tık yok, Türkiye’de varsa yoksa TikTok’ anlayışıyla siyaset yapıyorsa hak ettiği dilden cevap alır”

Diğer yandan Türkiye’nin İsrail’e yönelik uluslararası yaptırımlara öncülük etmesi gerektiğini ısrarla söyledik. Yakın zamanda bir Bogota Bildirisi tartışması yaşandı. Kolombiya’da, Lahey Grubu ülkeleri Gazze için bir araya geldi. İsrail’e ağır yaptırımları içeren bir eylem planı hazırlandı. Planda İsrail ile ticaretin tamamen kesilmesi, Filistin topraklarında suç işleyenlerin bu ülkelerde yargılanması isteniyordu. 12 ülkenin imzaladığı bu plana, Türkiye imza atmadan ayrıldı. Sayın Bakan burada. Kendisine bu bildiriyi neden imzalamadıklarını sorduk. Birkaç gün sessiz kaldıktan sonra bizim konuyu bilmediğimizi, en iyi ihtimalle yanıltıldığımızı, etrafımızdaki arkadaşların bu konudaki yetkinliklerini de tartışan, üstten bir dille bir cevap vermeyi tercih etti. Ve dedi ki ‘Eğer biz bu bildiriyi imzalasaydık, UNCLOS’u delmiş olurduk. Eğer bunu yapmamızı isteyen varsa bizim Ege’deki tezlerimizin zarar göreceğini bilmeliler. Biz bu belgeyi imzalamayarak Türkiye’nin Ege’deki tezlerinin arkasında durduk. Ülkenin Ana Muhalefet Partisi, Yunan tezlerini mi destekliyor?’ Şu hamasete, şu polemiğe bakın. Cevap basitti. O 12 ülkeden ikisi metni şerh koyarak imzalamıştı. ‘UNCLOS ile ilgili şerh koyabilirdiniz ve imza atabilirdiniz’ dedik. Yine aynı üstten dille yaptığı birkaç itirazdan birkaç gün sonra Bakan Yardımcısı çıkıp CHP’nin söylediği şerhleri koyarak imzayı attıklarını söyledi. Daha sonra bana soruyorlar, ‘Sayın Bakan ne dedi de bu kadar kızdınız?’ Yunan’ı denize döken, -yarın 30 Ağustos- Büyük Taarruz’u gerçekleştiren, büyük bir zaferi kazanan, 9 Eylül’de ülkeyi Yunan işgalinden kazanan orduların komutanın kurduğu partinin genel başkanına, ‘Yunan tezini destekliyorsun’ derseniz hak ettiğiniz cevabı alırsınız Sayın Bakan. Yoksa bizim üzerine titrediğimiz bakanlıklardan biridir Dışişleri Bakanlığı. Ama Dışişleri Bakanı algı çalışmasıyla, algıyla olguyu yer değiştirmeye çalışmayacak. Kurtlar Vadisi müzikleriyle, kendini derin devlet adamı gibi gösteren birtakım TikTok videolarıyla meşgul olmayacak. Aksine Bakan ‘Amerika’ya, İsrail’e tık yok, Türkiye’de varsa yoksa TikTok’ anlayışıyla siyaset yapıyorsa hak ettiği dilden cevap alır.

“Erdoğan’ın bir itirazını, Trump’a buna karşı bir sözünü bulamazsınız”

Şimdi asıl mesele ABD yönetimi ve Trump meselesi. Trump bir gün çıktı, Gazze’nin muhteşem bir yer olduğunu, orayı boşaltacağını, tatil köyü yapacağını, kumarhaneler açacağını söyledi. İktidara müzahir bir gazete; bu iktidar için söz söyleyen, hedef gösteren, zaman zaman hakaret eden, bu iktidarın düşüncelerine önceden bir zemin hazırlayan gazete, döndü ve bunu bir ‘hicret’ olarak nitelendirdi. Hazreti Muhammed’in hicretiyle Trump’ın sürgününü aynı zeminde, aynı makuliyet ölçüsü içinde ve bir kutsiyet içinde servis etmeye çalıştılar. İşte bütün isyan, bütün Türkiye’deki insanların size gösterdikleri isyan, anketlerde görülen yüksek tepkinin tek sebebi budur. Oturup bunu değerlendirmek, bunu konuşmak durumundasınız. İktidara müzahir gazete bunu yaptı. Peki Sayın Erdoğan, Trump’ın bu açıklaması hakkında bir şey söyledi mi? Her birimizin elinde cep telefonları var. Bir arama motoruna girelim, Trump’ın bu yazısını yazalım ve buna itiraz diyelim. Özgür Özel’in 500 tane, bütün muhalefet partisi liderlerinin yüzlerce, 500 tane açıklamalarını görürsünüz. Erdoğan’ın bir itirazını, Trump’a buna karşı bir sözünü görebilecek misiniz? Elinizdeki cep telefonlarında bulun ve beni mahcup edin. Bunu yapamazsınız.

“Filistin hassasiyetiniz konjektörelmiş”

Bunun yanında Trump yönetimi, Filistin davasını savunan bir yazı yazan Rümeysa Öztürk kızımızı 45 gün gözaltında tuttu. Erdoğan’ın Rumeysa’yı savunup Trump yönetimini eleştirdiğini duydunuz mu? Aynı zamanda ABD vatandaşı olan Ayşenur Ezgi Eygi kızımız, Filistin'de İsrail askerleri tarafından öldürüldü. Biz Sayın Başkan ile beraber Didim’de cenazesindeydik. Bu konuda Erdoğan’dan Trump’a, Amerika’ya, İsrail’e bir kınama duydunuz mu? Yetmedi, Gazze’ye insani yardım götüren Madleen gemisine müdahale edildi. Mavi Marmara zamanında, ‘Giderken bana mı sordunuz?’ diyen Erdoğan, Madleen gemisi için de tek bir cümle kurdu mu? Sayın Erdoğan tüm bunlardan sonra çıkıyor, ‘Özgür Özel benim Filistin hassasiyetimi sorgulayamaz’ diyor. Ben de kendisine diyorum ki ‘Zaten olmayan şey sorgulanamaz. Maalesef sizin Filistin hassasiyetiniz konjektörelmiş. Konjektör icap ettirdiğinde hassasiyet varmış.’ Şimdi bir Filistin hassasiyeti değil, bir Trump hassasiyetinden, bir Trump korkusundan söz etmek mümkün.

“Velev ki Trump’ın desteğiyle bir dönem daha iktidardasınız. Bu menfaat Filistin’deki yüzlerce çocuğun açlıktan ölmesine değer mi”

Gelelim, Trump korkusu ve muhtaçlığın nereden kaynaklandığına. Sayın Erdoğan 19 Mart 2025’te bir karar verdi. Artık milletin desteğiyle ayakta kalmak yerine, baskıyla koltuğunu koruyabileceği bir düzen kurmayı tercih etti. Bu düzeni kurmak ve onu seçimd yenecek rakibinden kurtulmak için Trump’ın desteği lazımdı. Biz bu konuda Trump’a bilgi verildiğinden, icazet alındığından bahsettik. Bir yalanlama duymadık ne Amerika’dan ne buradan. Ama Amerika’nın, Trump’ın en yakın ekibinden ‘Türkiye bir üçüncü dünya ülkesidir. Orada muhalifleri alırsınız, içeri tıkarsınız, onları halledersiniz, yolunuza devam edersiniz. Erdoğan da böyle yapıyor’ dediğini duyduk. Sizden bu konuda tek bir kınama, tek bir açıklama duymadık. Soruyorum şimdi; velev ki başardınız, velev ki Trump’ın desteğiyle rakiplerinizin hepsinden kurtuldunuz, bir dönem daha iktidardasınız. Bunun karşılığında Filistin’in yok edilmesine değer mi? Bu menfaat Filistin’deki bir çocuğun gözyaşına, yüzlerce çocuğun açlıktan ölmesine, kırılmasına değer mi? Soruyorum; Orta Doğu’nun İsrail egemenliğine girmesine değer mi? Filistin’in BM Temsilcisi şöyle diyor, ‘Bu kadar yaygın bir acıya karşı eylemsizlik suç ortaklığıdır.’ Bu eylemsizlikle Trump ile suç ortağı olmaya değer mi? Ne yapacaksınız, Gazze boşalttığında Trump’ın yanına gidip onun orada zevkle golf oynamasına mı eşlik edeceksiniz?

“Erdoğan başkanlığında Türkiye’deki bütün muhalefet partilerini, Filistin’e destek ziyareti yapmaya davet ediyorum”

Eğer böyle değilse, eğer itiraz ediyorsanız tam da oradayız. Gelin, hep birlikte davranalım. Örneğin buradan teklif ediyorum ve hiçbir Genel Başkanımızın buna itiraz edeceğini düşünmüyorum: Sayın Erdoğan’ın başkanlığında Türkiye’deki bütün muhalefet partilerini, Filistin’e destek ziyareti yapmaya davet ediyorum. Biz varız. Var mısınız? Bugün bu Meclis’in çalışmalarına devam etmesi, tatile dönmemesi için bir önerge vereceğiz. İlk iş, Filistin İzleme ve Destek Komisyonu kurulmasını teklif ediyoruz. Var mısınız? İsrail ile üçüncü ülkeler üzerinden olan ticaret dahil, tüm ticari ilişkilerin resmi bir genelgeyle tamamen kesilmesini öneriyoruz. Var mısınız? Trump yönetimini Netanyahu'ya verdiği bu destekten, Netanyahu'ya ‘savaş kahramanı’ dediği için Trump’ı kınamayı teklif ediyoruz. Var mısınız? Uluslararası Adalet Divanı’nda, İsrail karşıtı bütün davalarda müdahil olmayı teklif ediyoruz. İsrail’e karşı açılacak tüm davalarda Türkiye’yi taraf olmaya davet ediyoruz. Filistin’de işlenen savaş suçları ve insan hakları ihlallerini belgeleyen her kuruluşa, diplomatik ve lojistik destek verilmesini teklif ediyoruz. BM’nin İsrail’e ambargo uygulaması ve BM Barış Gücü’nün soykırıma müdahale etmesi çağrısını resmi olarak yapmanızı bekliyoruz. Var mısınız?

“Türk Hava Kuvvetleri’ni bırakın, Filistin’deki açlığı bitirsin”

Şimdi bambaşka bir hususa değinmek isterim. Bu ülkelerin bir ortak özelliği var. Kanada, Singapur, Belçika, Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Almanya, İspanya, İtalya ve Endonezya. Bunların her birisi karadan yolladıkları insani yardım ulaşmayınca Filistin’e havadan insani yardım ulaştırdılar. Türkiye yaptı mı? Yapmadı. Silahlı Kuvvetler’de bu konudaki en yetkin isimlere sorduk. Dediler ki ‘ABD’den sonra hava indirmede en yetkin, bir talimatla onu en iyi yapabilecek ordulardan bir tanesi biziz, Türk Hava Kuvvetleri’dir. Bir talimatla biz Filistin’e gider; oradaki açlığı, susuzluğu, yokluğu gökyüzünden yağdıra yağdıra bitiririz.’ Ama bu bir siyasi karar gerektirir. Bu siyasi kararı almaya cesaretiniz var mı? Ya da soruyorum: Filistin’de 300 tane çocuk açlıktan ölüyorsa, bunda vebal bütün dünyanınsa, en büyük vebal bizim değilse kimindir? Bunu yapmayacaksak, bizim dünyanın öbür ucundan gelen Kanada’nın yaptığını, Birleşik Arap Emirlikleri’nin yaptığını, Mısır’ın cesaret ettiğini, Singapur’un yaptığını yapmamamızın sebebi nedir? Sayın Bakanlarım, Sayın Başkanlarım size soruyorum, gözünüzün içine bakarak soruyorum: 1974’te bütün dünya ‘Yapma’ derken, o kadar imkansızlıklarla o günün teknolojisiyle adaya, askerin dışında tanksavarları, her türlü mühimmatı, hastaneleri indiren Hava Kuvvetleri’ni bırakın, Filistin’deki açlığı bitirsin. Bu kararı vermek için bu Meclis çalışmaya devam etmelidir.

“Filistin’e mama yolla, su yolla, ekmek yolla. Bunu yapmadan bu millet sizi burada oturtmaz”

Arkadaşlar son olarak şu hususu hatırlatmak isterim: Trump yönetimi giderek otoriterleşiyor. Dünyanın otoriter yönetimleriyle de iyi ilişkiler kurmaktadır. Türkiye dahil pek çok ülkeyi biçimlendirmek istemektedir. Eğer iktidar, Trump’ın bu politikasını bir tuzak olarak değil, bir fırsat olarak görüyorsa büyük bir yanılgı içindedir. Orta Doğu’daki otoriter rejimler, ABD’nin politikalarıyla inşa edilmiştir. Onların yerini almaya çalışan örgütler de ABD eliyle güçlendirilmiştir. Ama şimdi hepsi ABD eliyle tarihin çöp sepetine atılmıştır. Biraz geçmişi hatırlayalım: Beğenmediğiniz o eski Türkiye’de, CHP ile Milli Selamet Partisi koalisyonu kurulabiliyordu. O koalisyon Filistin için her türlü desteği verebiliyordu. ABD’ye meydan okuyabiliyordu. Bu iktidarın Trump ile sürdürdüğü ilişkinin hilafında, Türkiye’ye her türlü tehdide rağmen diplomasi sonuna kadar zorlanıyor, sonra ‘Ayşe tatile çıksın’ denebiliyor, Kıbrıs’ta ‘Acaba bu gece bizi mi katledecekler’ diye bekleyen masum kızlar gökyüzüne bakıp ‘Bizimkiler’ diyebiliyordu. Filistin’deki çocuklara ‘Bizimkiler’ dedirtebilecek misiniz? ‘Oraya asker indir. Silah indir’ demiyorum. Mama yolla, su yolla, un yolla, ekmek yolla. Bunu yapmadan sizi bu millet burada oturtmaz.

“Bu Meclis tatildeyken Filistin’de bu mezalim sürüyorsa, bu Meclis tatilde olamaz”

Siyaseti siyaset olsun diye yapmıyoruz. Siyaseti söz olsun diye de yapmıyoruz. Siyaseti gerçekten hissettiğimiz için yapıyoruz. Gerçekten utandığımız için bugün buradayız. Bu Meclis tatildeyken Filistin’de bu mezalim sürüyorsa, bu Meclis tatilde olamaz. Bu ülkede çocukların hali böyleyken, bu ülkede millet açken, işsizken, milletin vekili tatil değil, Meclis’tir. Ve bundan sonraki süreçte sadece şunu söylüyorum Sayın Bakan büyük bir samimiyetle ve bunu yaptığınız takdirde bundan sonra eleştiri değil övgü alacaksınız, emin olun sadece bizden değil bütün partilerden. Ben sizin konuşmanızı dinledim. Netanyahu’nun danışmanı kulağıyla dinledim. Gitti dedi ki, ‘Bir şey yok. Çok çok bir ortak bildiri yayınlarlar. Bizi kınarlar, bir-iki satır bir şey yazarlar ve sonra giderler. Risk yok.’ Netanyahu rahatladı. Konuşmanızda durum tespiti dışında bir şey yoktu. Kaygı verecek bir şey yoktu. Bu Meclis’in gözünün içine bakıp da ‘Siz Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Meclis’siniz. Merak etmeyin, burada bize güvenin’ diye söyleyebileceğiniz hiçbir şey yoktu.

“Sayın Bakan konuşmanız Netanyahu’ya ninni gibi geldi”

Şunu teklif ediyorum: Eğer Netanyahu'ya birazdan danışmanı gider ve şunu söylerse, ‘Erdoğan başta, bütün muhalefet liderleri Filistin’e gelmeye karar verdiler.’ Şunu söylerse: ‘Meclisleri tatildeydi, olağanüstü toplandılar. Daha 32 gün tatil vardı, her gün çalışmaya karar verdiler. Şunu söylerse: ‘Adalet Komisyonu çalışmaya karar verdi. Milli Savunma Komisyonu çalışmaya karar verdi. İnsan Hakları Komisyonu çalışmaya karar verdi. İstihbarat Komisyonu çalışmaya karar verdi. Dışişleri Komisyonu aralıksız çalışmaya karar verdi. Etkin bilgilendirme, bütün Meclis’in mutabakatıyla komisyonlarda çalışma ve Filistin’e destek için yasaların teklifi, Meclis’in haftanın yedi günü çalışmasına karar verdiler. Hep beraber bir ortak karara daha imza attılar. Türkiye, Filistin’in ihtiyaç duyduğu tüm insan yardım için Türk Hava Kuvvetleri’ne talimat verdi Meclis’in kararıyla.’ Eğer bunu söylerse, bu karar iletilirse Netanyahu bu akşam rahat uyumaz. Ama ona ninni gibi geldi. Ben konuşmanızın üslubuna bir şey demem, tonuna bir şey demem. Ama metni Netanyahu’ya ninni niteliğindedir.

Netanyahu’nun uykusunu kaçırmak için birazdan vereceğimiz çalışmalara devam önergemize ve Meclis’in tüm komisyonlarına ve uluslararası alanda görev yapan milletvekillerine görevler, ödevler tarif eden, birlik dayanışma tarif eden ama doğrusunu bilen, savunan, bu meselede Sayın Bakanın temenni, teşekkür cümlelerindekini fiilayata geçirip bir bütün olarak Filistin davası için İsrail’e meydan okuyan, Trump’a da ‘O kadar da değil’ diyen bir karar için tüm milletvekillerini çalışmalara devam önergemize oy vermeye davet ediyorum.

“Bugün verilecek karar tarihi bir karardır. Tarihin doğru tarafında yer almanızı bekliyorum”

Hepinizi selamlarken hem Büyük Taarruz’da, Kurtuluş Savaşı’nda hayatını kaybeden hem de Filistin’de hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum. Bu Meclis’in tarihi oturumlarından bir tanesini yaptık. Bugün verilecek karar tarihi bir karardır. Tarihin doğru tarafında yer almanızı, 1 Mart tezkeresiyle övünen 98 AKP’li milletvekili gibi tarihin doğru tarafında yer almanızı bekliyorum. Bu konuda her birinizin vicdanına inanıyorum ve güveniyorum.”

Kaynak: ANKA