Prof.Dr. Halil Çivi
Köşe Yazarı
Prof.Dr. Halil Çivi
 

12 Eylül Faşist Darbesi Üzerine

12 EYLÜL 1980 FAŞİST DARBESİ ÜZERİNE KISA NOTLAR. Bundan tam 41 yıl önce yapılmış olan 12 Eylül 1980 faşist darbesi yapıldığı zaman evli, üç çocuk babası, doktoralı, doçentlik tezi hazırlamakta olan 36 yaşında bir akademisyendim. Bu darbenin yarattığı basķı ve zulümleri iliklerime kadar duyumsayarak, siyasi açıdan da en ağır suçlarla  suçlanarak ve  Devlet Güvenlik  Mahkemelerinde  yargılanarak yaşadım. Benim yaşamak zorunda kaldığım bu baskı ve zulümler yüzbinlerce aydınımızın kaderi oldu. Bu aydınların sağcı-solcu denilmeden, bir kısmı korkunç işkencelerden geçti ve boş yere hapis yattı. Bazıları idam edildi ya da  gözaltında kayboldu.  Bir kısmı işinden ve aşından yoksun bırakılarak açlığa tutsak edildi. Yaklaşık 70.000 civarında aydın ve sanatçımız ise, canını kurtarmak için, başta Almanya olmak üzere  Batı  ülkelerine kaçmak zorunda kaldı... Peki 12 Eylül 1980 faşist  darbesine nasıl gelindi? Konuyu, biri dışarda ve biri de içeride olmak üzere iki ana nedene ayırmak gerekir.   A - Dış Nedenler. İkinci Dünya Savaşından sonra, istisnalar hariç, dünya Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile o zamanki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında bir rejim ve güç savaşı alanına döndü. ABD, her ne pahasına olursa olsun, SSCB 'ni geriletmek kapitalist- emperyalist serbes piyasa sistemini koruyup genişletmek, yeni mevzi ve müttefikler kazanmak istiyordu. SSCB ise o dönemin  kendi rejimi olab pre- komünist- sosyalist, üretim mallarında özel mülkiyeti yasaklayan, Marksist, kurgusal Merkezi Planlı okonomik sistemini ve siyasi rejimini yaymak ve ideolojisini dünyaya kabul ettirmek niyetindeydi... Bu iki birbine zıt, farklı kutuplardaki devletler arasında başlayan " Soğuk Savaş" stratejileri başka ülkeri de etkilemeye başladı. Her iki tarafın temel silahları ise yeraltı, örtülü ajanlık faaliyetler, askeri, siyasi, ekonomik, kültürel, sanatsal...alanlardaki  çok geniş yelpazeli propaganda ( beyin yıkama) faaliyetleriydi. Her iki tarafın temel amacı da aynıydı; başka ülkelerdeki kamu oyunu kendi lehine çevirmek ve siyasi iktidarı kendi tarafına çekmek...dünyaya egemen olmak. B - İç Nedenler.  Türkiye de  bu iki süper güç arasındaki  küresel yıkıcı rekabet ve gelişmelerden oldukça geniş boyutlarda etkilendi. Büyük ve giderilmesi olanaksız acılar ve katlanılması devasa boyutlarda olan ekonomik, sosyal, kültürel, ailesel ve bireysel sorunlar yaşadı. İhtilalden önce,  siyasiler, sendikalar,  üniversiteler, basın, sivil toplum  örgütleri, halk sağcı ve solcu olarak iki ana kampa ayrıldı. Karşılıklı olarak kurtarılmış(!) bölgeler, şehirler, mahalleler ve kurtarılmış(!) kamu kurumları oluştu. Yine karşılıklı düşmanlaşma, vuruşma ve öldürmeler yaygınlaştı.Halkın can ve mal güvenliği yok oldu. Günlük olarak ortalama cinayet sayısı 25- 30 kişiye ulaştı. Siyasiler cephelere ayrıldı ve kendilerince taraf oldular.  Türkiye'deki rejim NATO VE Avrupa Birliği bağlantıları nedeniyle Batı ve ABD yanlısıydı. ABD açısından Türkiye, SSCB ne karşı yaşamsal önemde stratejik bir ülkeydi. Batı kampındakı ülkelerin yaşamsal güvencesi olarak, mutlaka ABD ve Batı yanlısı kalması gerekiyordu. Bu nedenle SSCB ne karşı kominizm karşıtlığı beyin yıkama faaliyetleri çok önemliydi. Komünistler dine karşıydı öyleyse dinciliğin en geniş boyutlarda desteklenmesi gerekiyordu. koministler ırkçılık ve milliyetçiliğe karşıydı. Öyleyse ırkçılık ve milliyetçilik de körüklenmeliydi.  Komünizm aile yapsına karşıydı(!) ve  serbes cinselliğı(!) Savunuyordu. Bu durum  aile ve ahlak  yapımızın  yıkımı(!) demekti. Hatta halk arasındaki düşmanlığı korükleyebilmek için, bu dinci ve milliyetçi iki ideoloji birleştirilerek "Türk- İslam Sentezi" oluşturuldu. Dinci ve milliyetçi partiler desteklenerek antikomünist cephe genişletildi. Bu arada Atatürkçü aydınlar da sol gruba dahil edildi ve SSCB yanlısı olarak yaftalandı...herkes aşırı uçlara savruldu. Artık dış destekli fitneler yeterince mayalanmış ve  kıvam  kazanmıştı. Sonuçta ihtilal vaktinin geldiği kanısına varılarak 12 Eylül 1980 günü Kenan  Evren başkanlığındaki ABD destekli askeri cunta anayasal düzeni askıya alarak yönetime el koydu. Ancak 13 Eylül 1980 günü yani ihtilalden bir gün sonra, ülkedeki her türlü terörist ve karşılıklı vuruşma faaliyetleri bıçak gibi kesildi. Onun yerine  uzun soluklu sayılacak bir basķı,  zülüm, işkence  ve  kıyım furyası başladı.... Peki sonra neler mi oldu? -Anayasal düzen askıya alındı.  Cunta bildirileri anayasal hüküm yerine geçti - Tüm siyasi partiler kapatıldı. Siyasî parti başkanları tutuklandı. - Tüm sendikalar, dernekler, her türlü sivil toplum örgütleri kapatıldı. Çoğu sendika  lideri tutuklandı. Sendika mallarına el konuldu. - Üniversitelerde ihbarlar ve sürek  avı başlatıldı. Yüzlerce akademisyenin görevine son verildi. Bir kısmı tutuklandı ve  yargılandı. - Türkiye'nin karma ekonomik sistemi yerini serbes pazar ekonomisine bıraktı.. - Siyasi sistemdeki laiklik rotası aşındırıldı. Yeni anayasaya zorunlu din  dersleri konuldu.  - Anayasadaki sosyal devlet  politikası kağıt üzerinde kaldı... -......... Kıssadan hisse: Bu kısa ancak acı 12 Eylül 1980 ihtilal  geçmişimizi belli yaşta olanlara  anımsatmak,  yeni nesillere ise bilgi vermek ve üzerinde düşünmelerini sağlamak için yazdım. Siyasi, ekonomik, dinsel, etnik, kültürel, sanatsal ve bölgesel her türlü ayrışma, bölünme, yarılma ve düşmanlaştırmalara varan politikalar devlete ve  ulusal birliğimize zarar ve hatta ihanet olarak algılanmalıdır. Yurttaşların eşitliğine, hukukun üstünlüğüne, çoğulcu ve doğru  içselleştirilmiş parlamenter demokrasiye, tüm bunların güvencesi olarak da yine gerçek rotasından saptırılmayan  laiklik ilkesine sımsıkı sarılmak, ortak aklı, ortak çıkarları ve  ortak sorunları, kamu yararına, akılcı ve bilimsel yöntemlerle çözmek gerekiyor . Ayrıştırıcı, ötekileştirici ve  düşmanlaştırıcı yaklaşımlardan uzak durmak lazımdır. Askeri, sivil, dinsel...her türlü darbelere karşı olmak, birlikte, dostça, sevgi barış, huzur ve adalet  içinde kalmak en doğru yoldur. Umudumuz gerçek aydınlarımızın ve halkımızın sağ duyulu ve aydınlanmış bilincidir. Demokrasilerde  çareler ve umutlar tükenmez. Yeterki  demokrasi  tükenmesin.
Ekleme Tarihi: 11 Eylül 2021 - Cumartesi

12 Eylül Faşist Darbesi Üzerine

12 EYLÜL 1980 FAŞİST DARBESİ ÜZERİNE KISA NOTLAR.

Bundan tam 41 yıl önce yapılmış olan 12 Eylül 1980 faşist darbesi yapıldığı zaman evli, üç çocuk babası, doktoralı, doçentlik tezi hazırlamakta olan 36 yaşında bir akademisyendim. Bu darbenin yarattığı basķı ve zulümleri iliklerime kadar duyumsayarak, siyasi açıdan da en ağır suçlarla  suçlanarak ve  Devlet Güvenlik  Mahkemelerinde  yargılanarak yaşadım. Benim yaşamak zorunda kaldığım bu baskı ve zulümler yüzbinlerce aydınımızın kaderi oldu. Bu aydınların sağcı-solcu denilmeden, bir kısmı korkunç işkencelerden geçti ve boş yere hapis yattı. Bazıları idam edildi ya da  gözaltında kayboldu.  Bir kısmı işinden ve aşından yoksun bırakılarak açlığa tutsak edildi. Yaklaşık 70.000 civarında aydın ve sanatçımız ise, canını kurtarmak için, başta Almanya olmak üzere  Batı  ülkelerine kaçmak zorunda kaldı...

Peki 12 Eylül 1980 faşist  darbesine nasıl gelindi?

Konuyu, biri dışarda ve biri de içeride olmak üzere iki ana nedene ayırmak gerekir.
 
A - Dış Nedenler.

İkinci Dünya Savaşından sonra, istisnalar hariç, dünya Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile o zamanki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında bir rejim ve güç savaşı alanına döndü. ABD, her ne pahasına olursa olsun, SSCB 'ni geriletmek kapitalist- emperyalist serbes piyasa sistemini koruyup genişletmek, yeni mevzi ve müttefikler kazanmak istiyordu. SSCB ise o dönemin  kendi rejimi olab pre- komünist- sosyalist, üretim mallarında özel mülkiyeti yasaklayan, Marksist, kurgusal Merkezi Planlı okonomik sistemini ve siyasi rejimini yaymak ve ideolojisini dünyaya kabul ettirmek niyetindeydi...

Bu iki birbine zıt, farklı kutuplardaki devletler arasında başlayan " Soğuk Savaş" stratejileri başka ülkeri de etkilemeye başladı. Her iki tarafın temel silahları ise yeraltı, örtülü ajanlık faaliyetler, askeri, siyasi, ekonomik, kültürel, sanatsal...alanlardaki  çok geniş yelpazeli propaganda ( beyin yıkama) faaliyetleriydi. Her iki tarafın temel amacı da aynıydı; başka ülkelerdeki kamu oyunu kendi lehine çevirmek ve siyasi iktidarı kendi tarafına çekmek...dünyaya egemen olmak.

B - İç Nedenler.

 Türkiye de  bu iki süper güç arasındaki  küresel yıkıcı rekabet ve gelişmelerden oldukça geniş boyutlarda etkilendi. Büyük ve giderilmesi olanaksız acılar ve katlanılması devasa boyutlarda olan ekonomik, sosyal, kültürel, ailesel ve bireysel sorunlar yaşadı. İhtilalden önce,  siyasiler, sendikalar,  üniversiteler, basın, sivil toplum  örgütleri, halk sağcı ve solcu olarak iki ana kampa ayrıldı. Karşılıklı olarak kurtarılmış(!) bölgeler, şehirler, mahalleler ve kurtarılmış(!) kamu kurumları oluştu. Yine karşılıklı düşmanlaşma, vuruşma ve öldürmeler yaygınlaştı.Halkın can ve mal güvenliği yok oldu. Günlük olarak ortalama cinayet sayısı 25- 30 kişiye ulaştı. Siyasiler cephelere ayrıldı ve kendilerince taraf oldular. 
Türkiye'deki rejim NATO VE Avrupa Birliği bağlantıları nedeniyle Batı ve ABD yanlısıydı.
ABD açısından Türkiye, SSCB ne karşı yaşamsal önemde stratejik bir ülkeydi. Batı kampındakı ülkelerin yaşamsal güvencesi olarak, mutlaka ABD ve Batı yanlısı kalması gerekiyordu. Bu nedenle SSCB ne karşı kominizm karşıtlığı beyin yıkama faaliyetleri çok önemliydi.

Komünistler dine karşıydı öyleyse dinciliğin en geniş boyutlarda desteklenmesi gerekiyordu. koministler ırkçılık ve milliyetçiliğe karşıydı. Öyleyse ırkçılık ve milliyetçilik de körüklenmeliydi.  Komünizm aile yapsına karşıydı(!) ve  serbes cinselliğı(!) Savunuyordu. Bu durum  aile ve ahlak  yapımızın  yıkımı(!) demekti.
Hatta halk arasındaki düşmanlığı korükleyebilmek için, bu dinci ve milliyetçi iki ideoloji birleştirilerek "Türk- İslam Sentezi" oluşturuldu. Dinci ve milliyetçi partiler desteklenerek antikomünist cephe genişletildi. Bu arada Atatürkçü aydınlar da sol gruba dahil edildi ve SSCB yanlısı olarak yaftalandı...herkes aşırı uçlara savruldu. Artık dış destekli fitneler yeterince mayalanmış ve  kıvam  kazanmıştı.

Sonuçta ihtilal vaktinin geldiği kanısına varılarak 12 Eylül 1980 günü Kenan  Evren başkanlığındaki ABD destekli askeri cunta anayasal düzeni askıya alarak yönetime el koydu. Ancak 13 Eylül 1980 günü yani ihtilalden bir gün sonra, ülkedeki her türlü terörist ve karşılıklı vuruşma faaliyetleri bıçak gibi kesildi. Onun yerine  uzun soluklu sayılacak bir basķı,  zülüm, işkence  ve  kıyım furyası başladı....

Peki sonra neler mi oldu?

-Anayasal düzen askıya alındı.  Cunta bildirileri anayasal hüküm yerine geçti
- Tüm siyasi partiler kapatıldı. Siyasî parti başkanları tutuklandı.
- Tüm sendikalar, dernekler, her türlü sivil toplum örgütleri kapatıldı. Çoğu sendika  lideri tutuklandı. Sendika mallarına el konuldu.
- Üniversitelerde ihbarlar ve sürek  avı başlatıldı. Yüzlerce akademisyenin görevine son verildi. Bir kısmı tutuklandı ve  yargılandı.
- Türkiye'nin karma ekonomik sistemi yerini serbes pazar ekonomisine bıraktı..
- Siyasi sistemdeki laiklik rotası aşındırıldı. Yeni anayasaya zorunlu din  dersleri konuldu. 
- Anayasadaki sosyal devlet  politikası kağıt üzerinde kaldı...
-.........
Kıssadan hisse:
Bu kısa ancak acı 12 Eylül 1980 ihtilal  geçmişimizi belli yaşta olanlara  anımsatmak,  yeni nesillere ise bilgi vermek ve üzerinde düşünmelerini sağlamak için yazdım.
Siyasi, ekonomik, dinsel, etnik, kültürel, sanatsal ve bölgesel her türlü ayrışma, bölünme, yarılma ve düşmanlaştırmalara varan politikalar devlete ve  ulusal birliğimize zarar ve hatta ihanet olarak algılanmalıdır. Yurttaşların eşitliğine, hukukun üstünlüğüne, çoğulcu ve doğru  içselleştirilmiş parlamenter demokrasiye, tüm bunların güvencesi olarak da yine gerçek rotasından saptırılmayan  laiklik ilkesine sımsıkı sarılmak, ortak aklı, ortak çıkarları ve  ortak sorunları, kamu yararına, akılcı ve bilimsel yöntemlerle çözmek gerekiyor . Ayrıştırıcı, ötekileştirici ve  düşmanlaştırıcı yaklaşımlardan uzak durmak lazımdır.
Askeri, sivil, dinsel...her türlü darbelere karşı olmak, birlikte, dostça, sevgi barış, huzur ve adalet  içinde kalmak en doğru yoldur. Umudumuz gerçek aydınlarımızın ve halkımızın sağ duyulu ve aydınlanmış bilincidir. Demokrasilerde  çareler ve umutlar tükenmez. Yeterki  demokrasi  tükenmesin.

Yazıya ifade bırak !
kitapreklam
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve gunestv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.