Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015’te IŞİD tarafından düzenlenen çifte bombalı saldırıda yaşamını yitiren, aralarında Malatya’dan 13 kişinin de bulunduğu 104 kişi, katliamın 11’inci yılında Malatya’da düzenlenen törenle anıldı.
Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Özalper Mahallesi’nde bulunan Barış Parkı’ndaki anma programında, yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunuldu. Malatya Emek ve Demokrasi Platformu adına yapılan açıklamada, 11 yıldır adalet arayışının sürdüğü vurgulandı.

“10 Ekim’i unutma, unutturma” sloganlarıyla yürüdüler
Anma programı öncesinde Özalper Mahallesi Sağlık Ocağı önünde bir araya gelen yurttaşlar, “10 Ekim Barış Derneği” pankartı arkasında kortej oluşturdu.
Buradan Barış Parkı’na yürüyen katılımcılar, yürüyüş boyunca sık sık “10 Ekim’i unutma, unutturma” sloganları attı.
Barış Parkı’ndaki tören, saldırının gerçekleştiği saat olan 10.04’te saygı duruşuyla başladı.
Cansu Kaplan: “Acımız ilk günkü kadar taze”
Anma programında Malatya Emek ve Demokrasi Platformu adına basın açıklamasını, KESK Malatya Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü ve SES Malatya Eş Başkanı Cansu Kaplan okudu.
Kaplan, 10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde barış, emek ve demokrasi talepleriyle bir araya gelen yurttaşların IŞİD'in saldırısına hedef olduğunu hatırlattı.
Kaplan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“11 yıl önce, 10 Ekim 2015'te bu ülkenin dört bir yanından; savaşa karşı barışı, sömürüye karşı emeğimizin hakkını, baskıya karşı demokrasiyi savunmak için Ankara Garı önünde buluştuk. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak çağrısını yaptığımız ‘Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ için bir aradaydık. IŞİD'in gerçekleştirdiği çifte bombalı saldırı sonucunda 104 arkadaşımızı, yoldaşımızı, canımızı yitirdik. 500'den fazla arkadaşımız yaralandı. Aradan 11 yıl geçti; acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ilk günkü kadar diri.”

“10 Ekim, barış ve demokrasi talebini susturma girişimidir”
Katliamın yalnızca saldırıda yaşamını yitirenlere değil, barış ve demokrasi mücadelesine yönelik olduğunu belirten Kaplan, şöyle devam etti:
“10 Ekim, yalnızca bir katliam değildir. Bu katliam; bu topraklarda barışı kalıcı kılmak isteyenlere, savaşın değil müzakerenin, silahın değil diyaloğun egemen olmasını isteyenlere yönelik alçakça bir saldırıdır. Aynı zamanda emeğinin hakkını isteyen, eşit, özgür ve demokratik bir ülkede yaşamak isteyen herkesin iradesine yönelmiş bir saldırıdır.”
Kaplan, saldırıda yaşamını yitirenlerin savaşa karşı barışın sesini yükseltmek amacıyla Ankara'da bulunduğunu vurgulayarak, barışın yalnızca silahların susması anlamına gelmediğini ifade etti.
“Onlar biliyordu ki barış, yalnızca silahların sustuğu bir çatışmasızlık hâli değildir; adaletin, eşitliğin ve bir arada kardeşçe yaşama iradesinin adıdır. Demokrasinin, eşit yurttaşlığın ve toplumsal adaletin tesis edilmediği bir barış, eksik ve kırılgan bir barıştır. Bizler, 10 Ekim’de yitirdiğimiz canların barış ısrarının takipçisiyiz.”
“Kalıcı barış ancak sosyal adaletle mümkündür”
Türkiye'nin çatışmaların sona erdirilmesi açısından tarihî bir eşikte olduğunu belirten Kaplan, silahların bırakılması ve çatışmaların durdurulması yönündeki adımları önemsediklerini söyledi.
Kaplan, kalıcı barışın yalnızca çatışmaların sona ermesiyle sağlanamayacağını ifade ederek şunları kaydetti:
“Ülkemiz bugün, onlarca yıldır süren bir çatışmanın sona ermesi için yeniden tarihî bir eşiğin önündedir. Silahların bırakılması ve çatışmaların durması yönünde atılan adımları ülkemizin demokratik geleceği açısından önemsiyoruz. Ancak çok iyi biliyoruz ki; gerçek ve kalıcı barış, yalnızca silahların susmasıyla kurulamaz.”
Uluslararası Çalışma Örgütü'nün kuruluş ilkesine de dikkat çeken Kaplan, “Evrensel ve kalıcı bir barış ancak sosyal adalet temeline dayanır” sözlerini hatırlattı.
“Demokrasi talebi bugün daha güncel ve daha acil”
10 Ekim'de yaşamını yitirenlerin düşünce ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme ve toplanma hakkını, farklı kimlik ve inançların eşit yurttaşlar olarak bir arada yaşamasını savunduğunu belirten Kaplan, katliamın gerçekleştiği koşullara dikkat çekti.
Kaplan, şunları söyledi:
“10 Ekim 2015’te katledilenler demokrasi için oradaydı. Düşünce ve ifade özgürlüğü için; örgütlenme ve toplanma hakkı için; farklı kimlik ve inançların bir arada, eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmesi için oradaydı. Katliamın, en kitlesel ve demokratik eylemlerden birinde, barış çağrısının en gür yükseldiği anda gerçekleşmiş olması tesadüf değildir.”
Ekonomik sorunlar ve gelir dağılımındaki adaletsizliğe de değinen Kaplan, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“10 Ekim katliamı emekçilerin barış ve demokrasi talebini susturma girişimidir. Bugün halk hızla yoksullaşırken, gelir dağılımı adaletsizliği artarken, emekçiler açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilirken itiraz eden herkesin terörle, düşmanlıkla yaftalandığı bir düzen kurulmak istenmektedir. İşte tam da bu yüzden 10 Ekim'de katledilenlerin savunduğu demokrasi talebi, bugün daha güncel ve daha acildir.”
“11 yıldır adalet arıyoruz”
Cansu Kaplan, açıklamasının devamında Ankara Garı Katliamı'na ilişkin yargılama süreçlerini eleştirdi.
Katliamın üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen tüm sorumluların yargı önüne çıkarılmadığını savunan Kaplan, güvenlik ve istihbarat birimlerinin sorumluluklarının da ortaya konulması gerektiğini ifade etti.
Kaplan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“10 Ekim Katliamının ardından 11 yıldır adalet arıyoruz. Yargılama süreçlerinde faillerin bir kısmı cezalandırılmış olsa da bu katliamın arkasındaki asıl sorumlular korunmaktadır. Katliam göz göre göre gelmiştir. Tüm istihbarat bilgilerine rağmen önlem almayanlar, güvenlik bürokrasisindeki ihmaller, katliama giden yoldaki denetimsizlik ve sorumsuzluklar ortaya çıkarılmamıştır.”
“10 Ekim davasında adalet sağlanmamıştır”
Kaplan, katliamın bütün yönleriyle aydınlatılması ve sorumluların yargılanması gerektiğini belirterek açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Gerçek sorumlular yargılanmamıştır. Bu nedenle vicdanlar rahat değildir. 10 Ekim davasında adalet sağlanmamıştır.”

Songül Otur: “On binlerce insan barış türküleriyle Ankara Garı'nda buluştu”
Anma programında, Ankara Gar Katliamı'nda eşi Kasım Otur'u kaybeden Songül Otur da hayatını kaybedenlerin aileleri adına konuştu.
Aradan geçen 11 yıla rağmen yaşanan acının dinmediğini belirten Otur, 10 Ekim 2015'te Ankara'ya barış ve demokrasi talebiyle gidenlerin büyük umutlar taşıdığını söyledi.
Songül Otur, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Değerli dostlar, 10 Ekim'i yüreğinde taşıyan kıymetli aileler, emek ve demokrasi bileşenleri...
Aradan 11 yıl geçti.
Ülkemizi karanlığa götüren siyasal iklimin değiştirilmesi, ülkemizin ekonomik, sosyal ve siyasal olarak yaşanabilir bir ülke hâline getirilmesi ve bir an önce barışın tesis edilmesi amacıyla DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, tüm yurttaşlarımızı Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için Ankara'ya davet etmiştir.
Bizler eşlerimizi, çocuklarımızı, annelerimizi, babalarımızı, kardeşlerimizi bu haklı çağrıya destek olmak ve barışın sesini büyütmek için Ankara'ya gönderdik.
On binlerce canımız; yüreklerinde sevgi, gözlerinde umut, yüzlerinde gülücük, dillerinde barış türküleriyle Ankara Garı'nda buluştular.
O karanlık döneme umut veren bu coşku ve birliktelik, saat 10.04'te birbiri ardına patlayan iki canlı bombayla kana bulandı.
O gün 104 canımızı kaybettik. Yüzlerce insanımız yaralandı ve geride yüzlerce aileye ömür boyu taşıyacakları büyük bir acı kaldı.”
“Hiçbir çocuk bir daha annesinin ya da babasının dönüşünü beklemesin”
Songül Otur, konuşmasının devamında adaletin yalnızca geçmişte yaşananların hesabının sorulması anlamına gelmediğini, gelecekte benzer acıların yaşanmaması açısından da büyük önem taşıdığını vurguladı.
Otur, ailelerin ortak talebini şu sözlerle dile getirdi:
“Adalet, geleceğin de güvencesidir. Çünkü hiçbir ailenin bir daha bizim yaşadığımız acıyı yaşamasını istemiyoruz.
Hiçbir çocuk bir daha babasının ya da annesinin dönüşünü beklemesin.
Hiçbir eş, sevdiği insanın acısını bir ömür tek başına taşımak zorunda kalmasın.
Hiçbir insan, barış talebiyle çıktığı bu yolda hayatını kaybetmesin.
Bizler başka acılar yaşansın istemiyoruz. Bizler barış, adalet ve huzur içinde bir ülke istiyoruz.”
Malatya'daki anmada, Ankara Gar Katliamı'nda hayatını kaybeden 104 kişinin anısı yaşatılırken, ailelerin ve emek örgütlerinin adalet ve barış talepleri bir kez daha dile getirildi.




