Anasayfa Mehmet Akkaya Yazı Detayı Bu yazı 584 kez okundu.
Mehmet Akkaya
Köşe Yazarı
Mehmet Akkaya
 

Dağlar delik delik delinir

Hafta sonu Malatya-Pütürge'de idik. Basın açıklaması yapmak üzere bir araya gelmiştik. Şiro Çayı üzerine yapılmak istenen "ıslah projesi" protesto edildi. Toplantıyı ve açıklamayı MALÇEP organize edip okurken, birçok arkadaş gibi ben de davetlilerden birisiydim. Yüz kilometrelik bir yolculuk yapıp kapitalizmin delik deşik ettiği dağları aşarak Pütürge meydanına (park) ulaşabildik. Gün içindeki gözlemlere ve yaşananlara ilişkin kısaca da olsa kanaatlerimi yazmak istiyorum. Pütürge'nin bilinen tarihi 300 yılı aşıyor. Bugün için ağırlıklı olarak Kürtler, kısmen de Türkler yaşıyor. Eskiden Ermenilerin yaşadığını söyleyenlerin olduğunu da anımsatayım. İlçede demokratik bir sosyal yapı olduğu söylenebilir. Bununla birlikte pek çok siyasal çevrenin dernek, büro ve şubelerinin olduğunu kısa bir gezintiyle gözlemlemek mümkün. İlçe meydanında/parkında yapılan basın açıklamasına gösterilen ilgiden bunu anlamak mümkün olabiliyor. Yerelde aktif ve yoğun bir katılım olmamakla birlikte genç yaşlı, kadın ve erkeklerin ilgisi üzerimizden eksik olmadı. Şiro Çayı üzerinde yapılan pikniğin ve kır gezisinin estetik hazzı da az buz bir durum değildi. Meseleyi baştan alsam iyi olacak. Dağların, Irmakların Anlamı Pütürge yolculuğunda ilk dikkatimi çeken mekan ve manzara olarak dağları işaret etmek isterim. Dağlar anlamını yitireli epey zaman oldu. Daha doğrusu anlamı değişen dönüşen varlıklardan birisi de dağlardır. Bazen insanlık için büyük bir imkan olmuştur, bazen de aşılması gereken büyük bir engeldir. Doğa deyince onun büyükçe bir kısmını oluşturur dağlar. Doğanın, dünyanın en yüksek yerleri dediğimizde tepelerle birlikte dağlar akla gelir. Dağlara tırmanmak büyük bir hünerdir kimileyin. Günümüzde ise kapitalizmin iştahını kabartan mekanlardır. Sınıf mücadelesinde merkezi bir yer işgal eden dağların sayısı, dünyada olduğu gibi ülkemizde de az değildir. İnsansız hava araçları, bu bakımdan dağların anlamını dönüşüme uğratmış olabilir. Dağların havadan egemenlik altına alınmadan evvel karadan müdahalelerle epeyce bir erozyona uğradığı biliniyor. Dolayısıyla pek çok açıdan deliniyor dağlar. Hatta delik deşik ediliyor. Doğa: Halk Türkülerinin Kaynağı Pütürge yolculuğu boyunca doğayı ve dağları düşündüm. Bazı yerlerde dağların yamacına yapılmış kara yollarından bakınca ürpererek gördüğümüz uçurumlar, yolculuk boyunca olası bir kaza tehlikesi nedeniyle yaşadığımız heyecan ve korkular birbirini izledi. Sermaye, kendisini büyütmek, en ücra yerlere, toplumun kılcal damarlarına dek sirayet etmek için taş kaya demeden dokunur ve kuşatır. Canlı cansız tüm varlıkları kendine bağlar, insan gibi doğayı da kendine köle yapar. Bu yüzden halk türkülerinin kaynağını teşkil eder dağlar. Bir ozanın ağzından dökülen şu dizeler ilginç olabilir: Oy dağlar dağlar Başı dumanlı dağlar Yol verin yarim gele Dinsiz imansız dağlar   Pütürge deyince dağlar akla gelir kuşkusuz. Yolculuk boyu izlediğim Kubbe dağı yamaçları kenger sakızı topladığım günleri aklıma getirdi. Kubbe dağı derken Malatya'nın diğer dağlarını düşünmeden olmaz. Beydağı, Nurhak Dağı ve kuzey sınırında Yama dağlarını (Sivas'a sınırdır) anmak gerekir. Bu dağlar silsilesinin bir ucu Toroslar'dadır. Diğer ucu güneydoğu istikametinden, Adıyaman'daki ünlü Nemrut dağına temas edip Urfa'dan geçerek Zagroslar'a dek uzanır. Malatya'nın da, bu dağlar tarafından çevrilen bir ova olduğu düşünülür. Bu ovanın Pütürge ilçesine gelip de Doğanyol üzerinden Elazığ'a ve ilçenin hemen doğusuna bitişik Diyarbakır'a selam salmadan olmaz. Diyarbakır'da esen politik rüzgarın Pütürge'yi de dalgalandırdığı konusunda birçok ilçe sakini hemfikirdir. Çağın Gözü Kör (mü)? Yamaca adeta monte edilmiş asfalt yolların gizemini kim düşünmez ki? Köylülerin yaşamını kolaylaştırmak için yapılmış olabilir mi? Sanmıyorum. Sermayenin ihtiyaca göre hareket etmesi talidir; kar ve sömürüye göre yönelmesi esastır. Bu nedenle denilebilir ki kapitalizm insana ve yaşama kattığından ve getirdiğinden daha fazlasını götüren, yok eden bir sistemdir. Ne var ki, "çağın gözü" (kördür!) sermayenin faaliyetini negatif yandan değil pozitif yandan görür ve onu yüceltir. Gelişmenin yerel planda görülmesi de, gerçekliği görmede büyük bir engeldir. Kapitalizm toplumun genelinin (emekçi sınıflar) yaşam standardını yükselttiği iddiasındadır. Bu argümanın kısmi ve geçici olarak doğru olduğu düşünülebilir. Bunun için örnekler de bulabiliriz. Oysa daha önemlisi, emekçi sınıfların durumundaki “iyileşmeye” oranla egemen sınıfların yaşam standardındaki iyileşme ve bilhassa biriktirdiği servetin (sermaye) karşılaştırması gerekir. Bertell Olman gibi düşünürlerin konuya buradan baktıklarını anımsatmak isterim. Gelelim Şiro Çayı’na… Şiro Çayı'nın Islah Projesi Şiro Çayı'nın önemini, yararını ve güzelliğini anlamak ve gözlemlemek için kıyısında kısa süreli bir zaman geçirmek yeterlidir. Şiro Çayı’nın “ıslah” edileceği ileri sürülüyor. Neticede çayın Tepehan bölgesindeki kum ve çakıl tesisinin, Şiro çayının güzelliğini yok edeceği söylenmektedir. Protesto edilecek olay da bu tesistir. Olay yalnızca bu mu? Söylendiğine göre Pütürge civarında onlarca dağ, ırmak ve yamaca baraj, taş ocağı veya maden işletmesi kurulmuş ya da kurulmak üzere hamleler yapılmaktadır. “Islah projesi” dağlar ırmaklar üzerine yazılmış, söylenmiş nice halk türküsünün de köküne kibrit suyu dökmeyi hedeflemektedir. Pütürgelilerin hatta tüm Malatyalıların ezbere bildiği türkülerden birisi yine Şiro Çayı üzerine söylenmiştir: Pötürge’nin şiro çayı Akar dolanı dolanı Gözlerinde kanlı yaşı Akar bulanı bulanı   Aydıl aydıl aydıl aydıl İnce bellim sırma saçlım Dudu dillim güzel huylum Pötürge’nin yaylaları   Diyalektiğe Dağdan Bakmak Diyalektiği Doğada İzlemek   Diyalektiği doğada izlemek, sanırım her insana entelektüel bir haz verir. Dağlar vadilerle dengelenir. Kurak yerler sulak yerlerle birlik oluşturur. Pütürge'nin en yüksek yerini teşkil eden Kubbe dağını, yörenin en derin kısmı olarak bilinen Şiro Çayı oluşturuyor. Kapitalizm gerek çayları gerekse de dağları sömürme konusunda epeyce tecrübe etmiş. Biz de –bir örnekten yola çıkmış olmakla birlikte- bu seyahati ve basın açıklamasını aslen kapitalizmin ırmakları ve dağları yağmalama ve sömürme saldırısının geneline karşı yapmış olduk. Yerel basının söylediğine ve yazdığına bakılırsa Malatya'nın akarsuları iliklerine kadar sömürüye maruz kalmış durumda. Çaylardan biraz söz edeyim. Bu çaylardan birisi bizim mıntıkadan geçiyor. Yazıhan civarı: Tohma çayı. Ayrıca Kuruçağ, Beylerderesi, Sultan suyu, Morhamam Çayı, Sürgü Suyu. Bunların bir kısmı Fırat nehrine bir kısmı ise Karakaya barajına katılıyor/dökülüyor. Bu çaylar, üzerlerine kurulan barajlardan dolayı çoğu yerde kurumuş durumda. Derelerden çalınan kum, çağıl, taş yüzünden doğal mekanlar deforme olmuş durumda. Dinamit kullanıldığı için ortaya çıkan yıkımlarla doğanın bozulduğunu izleyebiliyoruz. Setleri, barajları olumlama zordur. Ayrıca atıklarla bu çayların, çay olmaktan çıktığı, çöp taşıyan akarsular haline geldiğini gözlemlemek de zor olmuyor. Kar hırsıyla inşa edilen bu barajlar neticesinde nice köylerin, yoksul halkın evsiz, bağsız bahçesiz kaldığını yine yöre halkının verdiği bilgilerden öğrenmek mümkündür. Yani teknolojiye tek boyutlu değil diyalektik olarak bakmak ve esas yön ile tali yön arasındaki bağı doğdu kurmak gerekiyor. Kapitalizmin esas yönü yaptığından çok yıkmasıdır. Mesela Pütürgelilerin söylediğine göre sırf bir köyün sulanması için kurulacak bir barajla sekiz köyün haritadan silinmesi gerekiyor. Dağlar Gibi Irmaklar da Özgürlük Kokar Dağları Mihman Sayanlar!   Almanların bir atasözü var:  "Kentlerin havası özgürlük kokar". Kır yaşamına karşılık yükselen Alman burjuvazisinin ideolojisini yansıtmaktadır bu söz.  Bu atasözünün sentaksını ve semantiğini değiştirerek şöyle diyebiliriz : "Dağların ve ırmakların havası özgürlük kokar". Uygar dünya günümüzde tüm unsurlarıyla birlikte doğanın tüm güzel kokularını, suyunu, havasını kirleterek insanı ona yabancılaştırıyor. Unutmayalım ki doğa önceldir; insansız varolabilir, yaşayabilir; ama insan doğasız yaşayamaz, varolamaz. Şimdi bu dağlar ovalar delik delik delinirken insanoğlu ne yapıyor? İnsanlığın içinde küçük bir azınlık zaten yağmanın bir parçasıdır. Kapitalist azınlık, havası özgürlük kokan dağları, vadileri ve ormanları, üzerine sürdüğü sermayeyle, teknoloji ve son yıllarda daha da geliştirdiği savaş sanayisiyle felç etti diyebiliriz. Yine konumuz olan ırmakların da özgürlük koktuğunu, en iyi “dağları mihman sayanlar” bilir! Özgürlük kokusunun kesintiye uğratılarak felç sürecinin başlatılma tarihi elbette eskidir. Modern-endüstriyel dönem denilen çağı işaret etmek lazım gelir. Konunun bu bağlamdaki tarihsel boyutuna girmiyorum. Aktüel boyutu içinse ünlü filozof E. Hobsbawm'a atıf yapmakla yetineyim. Filozafa göre modern dönemle gündeme gelen antroposen (insan merkezlilik), esasta kapitalosen'den başka bir şey değil. Hobsbawm'a bakılırsa 21. yüzyıl doğa ile emperyalist kapitalizmin arasındaki çatışmaya sahne olacak. Neticede görüyor ve biliyoruz ki dağlarıyla, vadileriyle, ırmaklarıyla, ormanlarıyla bir bütün olarak doğayı delik deşik ederek yağmalayan modern sistemin öznesi, burjuvazidir. Bu yüzden doğanın, dağların ve ırmakların durumu, sınıf karşıtlığına uygulanırsa yerleri burjuvazinin yanı değil emekçi sınıfların, proletaryanın yanıdır diyoruz. Savaş sanayisiyle kıyımdan geçirilen hayvanlar da, her türden börtü böcek de burjuvaziye karşı proletaryanın safındadır. Önerdiğimiz doğa felsefesinin temelinde bu ittifak bulunmaktadır.
Ekleme Tarihi: 11 Eylül 2021 - Cumartesi

Dağlar delik delik delinir

Hafta sonu Malatya-Pütürge'de idik. Basın açıklaması yapmak üzere bir araya gelmiştik. Şiro Çayı üzerine yapılmak istenen "ıslah projesi" protesto edildi. Toplantıyı ve açıklamayı MALÇEP organize edip okurken, birçok arkadaş gibi ben de davetlilerden birisiydim. Yüz kilometrelik bir yolculuk yapıp kapitalizmin delik deşik ettiği dağları aşarak Pütürge meydanına (park) ulaşabildik. Gün içindeki gözlemlere ve yaşananlara ilişkin kısaca da olsa kanaatlerimi yazmak istiyorum.

Pütürge'nin bilinen tarihi 300 yılı aşıyor. Bugün için ağırlıklı olarak Kürtler, kısmen de Türkler yaşıyor. Eskiden Ermenilerin yaşadığını söyleyenlerin olduğunu da anımsatayım. İlçede demokratik bir sosyal yapı olduğu söylenebilir. Bununla birlikte pek çok siyasal çevrenin dernek, büro ve şubelerinin olduğunu kısa bir gezintiyle gözlemlemek mümkün. İlçe meydanında/parkında yapılan basın açıklamasına gösterilen ilgiden bunu anlamak mümkün olabiliyor. Yerelde aktif ve yoğun bir katılım olmamakla birlikte genç yaşlı, kadın ve erkeklerin ilgisi üzerimizden eksik olmadı. Şiro Çayı üzerinde yapılan pikniğin ve kır gezisinin estetik hazzı da az buz bir durum değildi. Meseleyi baştan alsam iyi olacak.

Dağların, Irmakların Anlamı

Pütürge yolculuğunda ilk dikkatimi çeken mekan ve manzara olarak dağları işaret etmek isterim. Dağlar anlamını yitireli epey zaman oldu. Daha doğrusu anlamı değişen dönüşen varlıklardan birisi de dağlardır. Bazen insanlık için büyük bir imkan olmuştur, bazen de aşılması gereken büyük bir engeldir. Doğa deyince onun büyükçe bir kısmını oluşturur dağlar. Doğanın, dünyanın en yüksek yerleri dediğimizde tepelerle birlikte dağlar akla gelir. Dağlara tırmanmak büyük bir hünerdir kimileyin. Günümüzde ise kapitalizmin iştahını kabartan mekanlardır.

Sınıf mücadelesinde merkezi bir yer işgal eden dağların sayısı, dünyada olduğu gibi ülkemizde de az değildir. İnsansız hava araçları, bu bakımdan dağların anlamını dönüşüme uğratmış olabilir. Dağların havadan egemenlik altına alınmadan evvel karadan müdahalelerle epeyce bir erozyona uğradığı biliniyor. Dolayısıyla pek çok açıdan deliniyor dağlar. Hatta delik deşik ediliyor.

Doğa: Halk Türkülerinin Kaynağı

Pütürge yolculuğu boyunca doğayı ve dağları düşündüm. Bazı yerlerde dağların yamacına yapılmış kara yollarından bakınca ürpererek gördüğümüz uçurumlar, yolculuk boyunca olası bir kaza tehlikesi nedeniyle yaşadığımız heyecan ve korkular birbirini izledi. Sermaye, kendisini büyütmek, en ücra yerlere, toplumun kılcal damarlarına dek sirayet etmek için taş kaya demeden dokunur ve kuşatır. Canlı cansız tüm varlıkları kendine bağlar, insan gibi doğayı da kendine köle yapar. Bu yüzden halk türkülerinin kaynağını teşkil eder dağlar. Bir ozanın ağzından dökülen şu dizeler ilginç olabilir:

Oy dağlar dağlar

Başı dumanlı dağlar

Yol verin yarim gele

Dinsiz imansız dağlar

 

Pütürge deyince dağlar akla gelir kuşkusuz. Yolculuk boyu izlediğim Kubbe dağı yamaçları kenger sakızı topladığım günleri aklıma getirdi. Kubbe dağı derken Malatya'nın diğer dağlarını düşünmeden olmaz. Beydağı, Nurhak Dağı ve kuzey sınırında Yama dağlarını (Sivas'a sınırdır) anmak gerekir. Bu dağlar silsilesinin bir ucu Toroslar'dadır. Diğer ucu güneydoğu istikametinden, Adıyaman'daki ünlü Nemrut dağına temas edip Urfa'dan geçerek Zagroslar'a dek uzanır. Malatya'nın da, bu dağlar tarafından çevrilen bir ova olduğu düşünülür. Bu ovanın Pütürge ilçesine gelip de Doğanyol üzerinden Elazığ'a ve ilçenin hemen doğusuna bitişik Diyarbakır'a selam salmadan olmaz. Diyarbakır'da esen politik rüzgarın Pütürge'yi de dalgalandırdığı konusunda birçok ilçe sakini hemfikirdir.

Çağın Gözü Kör (mü)?

Yamaca adeta monte edilmiş asfalt yolların gizemini kim düşünmez ki? Köylülerin yaşamını kolaylaştırmak için yapılmış olabilir mi? Sanmıyorum. Sermayenin ihtiyaca göre hareket etmesi talidir; kar ve sömürüye göre yönelmesi esastır. Bu nedenle denilebilir ki kapitalizm insana ve yaşama kattığından ve getirdiğinden daha fazlasını götüren, yok eden bir sistemdir. Ne var ki, "çağın gözü" (kördür!) sermayenin faaliyetini negatif yandan değil pozitif yandan görür ve onu yüceltir.

Gelişmenin yerel planda görülmesi de, gerçekliği görmede büyük bir engeldir. Kapitalizm toplumun genelinin (emekçi sınıflar) yaşam standardını yükselttiği iddiasındadır. Bu argümanın kısmi ve geçici olarak doğru olduğu düşünülebilir. Bunun için örnekler de bulabiliriz. Oysa daha önemlisi, emekçi sınıfların durumundaki “iyileşmeye” oranla egemen sınıfların yaşam standardındaki iyileşme ve bilhassa biriktirdiği servetin (sermaye) karşılaştırması gerekir. Bertell Olman gibi düşünürlerin konuya buradan baktıklarını anımsatmak isterim. Gelelim Şiro Çayı’na…

Şiro Çayı'nın Islah Projesi

Şiro Çayı'nın önemini, yararını ve güzelliğini anlamak ve gözlemlemek için kıyısında kısa süreli bir zaman geçirmek yeterlidir. Şiro Çayı’nın “ıslah” edileceği ileri sürülüyor. Neticede çayın Tepehan bölgesindeki kum ve çakıl tesisinin, Şiro çayının güzelliğini yok edeceği söylenmektedir. Protesto edilecek olay da bu tesistir. Olay yalnızca bu mu? Söylendiğine göre Pütürge civarında onlarca dağ, ırmak ve yamaca baraj, taş ocağı veya maden işletmesi kurulmuş ya da kurulmak üzere hamleler yapılmaktadır. “Islah projesi” dağlar ırmaklar üzerine yazılmış, söylenmiş nice halk türküsünün de köküne kibrit suyu dökmeyi hedeflemektedir. Pütürgelilerin hatta tüm Malatyalıların ezbere bildiği türkülerden birisi yine Şiro Çayı üzerine söylenmiştir:

Pötürge’nin şiro çayı

Akar dolanı dolanı

Gözlerinde kanlı yaşı

Akar bulanı bulanı

 

Aydıl aydıl aydıl aydıl

İnce bellim sırma saçlım

Dudu dillim güzel huylum

Pötürge’nin yaylaları

 

Diyalektiğe Dağdan Bakmak

Diyalektiği Doğada İzlemek

 

Diyalektiği doğada izlemek, sanırım her insana entelektüel bir haz verir. Dağlar vadilerle dengelenir. Kurak yerler sulak yerlerle birlik oluşturur. Pütürge'nin en yüksek yerini teşkil eden Kubbe dağını, yörenin en derin kısmı olarak bilinen Şiro Çayı oluşturuyor. Kapitalizm gerek çayları gerekse de dağları sömürme konusunda epeyce tecrübe etmiş. Biz de –bir örnekten yola çıkmış olmakla birlikte- bu seyahati ve basın açıklamasını aslen kapitalizmin ırmakları ve dağları yağmalama ve sömürme saldırısının geneline karşı yapmış olduk. Yerel basının söylediğine ve yazdığına bakılırsa Malatya'nın akarsuları iliklerine kadar sömürüye maruz kalmış durumda. Çaylardan biraz söz edeyim.

Bu çaylardan birisi bizim mıntıkadan geçiyor. Yazıhan civarı: Tohma çayı. Ayrıca Kuruçağ, Beylerderesi, Sultan suyu, Morhamam Çayı, Sürgü Suyu. Bunların bir kısmı Fırat nehrine bir kısmı ise Karakaya barajına katılıyor/dökülüyor. Bu çaylar, üzerlerine kurulan barajlardan dolayı çoğu yerde kurumuş durumda. Derelerden çalınan kum, çağıl, taş yüzünden doğal mekanlar deforme olmuş durumda. Dinamit kullanıldığı için ortaya çıkan yıkımlarla doğanın bozulduğunu izleyebiliyoruz.

Setleri, barajları olumlama zordur. Ayrıca atıklarla bu çayların, çay olmaktan çıktığı, çöp taşıyan akarsular haline geldiğini gözlemlemek de zor olmuyor. Kar hırsıyla inşa edilen bu barajlar neticesinde nice köylerin, yoksul halkın evsiz, bağsız bahçesiz kaldığını yine yöre halkının verdiği bilgilerden öğrenmek mümkündür. Yani teknolojiye tek boyutlu değil diyalektik olarak bakmak ve esas yön ile tali yön arasındaki bağı doğdu kurmak gerekiyor. Kapitalizmin esas yönü yaptığından çok yıkmasıdır. Mesela Pütürgelilerin söylediğine göre sırf bir köyün sulanması için kurulacak bir barajla sekiz köyün haritadan silinmesi gerekiyor.

Dağlar Gibi Irmaklar da Özgürlük Kokar

Dağları Mihman Sayanlar!

 

Almanların bir atasözü var:  "Kentlerin havası özgürlük kokar". Kır yaşamına karşılık yükselen Alman burjuvazisinin ideolojisini yansıtmaktadır bu söz.  Bu atasözünün sentaksını ve semantiğini değiştirerek şöyle diyebiliriz : "Dağların ve ırmakların havası özgürlük kokar". Uygar dünya günümüzde tüm unsurlarıyla birlikte doğanın tüm güzel kokularını, suyunu, havasını kirleterek insanı ona yabancılaştırıyor. Unutmayalım ki doğa önceldir; insansız varolabilir, yaşayabilir; ama insan doğasız yaşayamaz, varolamaz. Şimdi bu dağlar ovalar delik delik delinirken insanoğlu ne yapıyor? İnsanlığın içinde küçük bir azınlık zaten yağmanın bir parçasıdır.

Kapitalist azınlık, havası özgürlük kokan dağları, vadileri ve ormanları, üzerine sürdüğü sermayeyle, teknoloji ve son yıllarda daha da geliştirdiği savaş sanayisiyle felç etti diyebiliriz. Yine konumuz olan ırmakların da özgürlük koktuğunu, en iyi “dağları mihman sayanlar” bilir! Özgürlük kokusunun kesintiye uğratılarak felç sürecinin başlatılma tarihi elbette eskidir. Modern-endüstriyel dönem denilen çağı işaret etmek lazım gelir. Konunun bu bağlamdaki tarihsel boyutuna girmiyorum. Aktüel boyutu içinse ünlü filozof E. Hobsbawm'a atıf yapmakla yetineyim. Filozafa göre modern dönemle gündeme gelen antroposen (insan merkezlilik), esasta kapitalosen'den başka bir şey değil. Hobsbawm'a bakılırsa 21. yüzyıl doğa ile emperyalist kapitalizmin arasındaki çatışmaya sahne olacak.

Neticede görüyor ve biliyoruz ki dağlarıyla, vadileriyle, ırmaklarıyla, ormanlarıyla bir bütün olarak doğayı delik deşik ederek yağmalayan modern sistemin öznesi, burjuvazidir. Bu yüzden doğanın, dağların ve ırmakların durumu, sınıf karşıtlığına uygulanırsa yerleri burjuvazinin yanı değil emekçi sınıfların, proletaryanın yanıdır diyoruz. Savaş sanayisiyle kıyımdan geçirilen hayvanlar da, her türden börtü böcek de burjuvaziye karşı proletaryanın safındadır. Önerdiğimiz doğa felsefesinin temelinde bu ittifak bulunmaktadır.

Yazıya ifade bırak !
kitapreklam
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve gunestv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.