Hüseyin Demir
Köşe Yazarı
Hüseyin Demir
 

Aşık Olmak Güzel Sanatların En Güzel Dalı

Marmara'nın kışının suratımıza bir tokat gibi çarptığı günlerdi.Haydarpaşa istasyonu, Anadolu'dan tahta bavul ve bağlama ile gelen insanların yanık türküleri gibi biraz taşra, biraz gurbet kokuyordu.Saat 19.30 treni bitmesini hiç istemediğim yolculuklardan birisine daha hazırlanıyor. Taşı toprağı altın bu şehrin yalnızlığı bütün heybetiyle manzaramı kapatıyor. Ayrılığın, gözyaşının her halini gar taşlarından daha iyi kim bilir ki? Birini beklemenin derin boşluğunu... Şu kaldırımlar, şu merdiven korkulukları, şu kendiliğinden yeşermiş akasya ağacı;kaç aşka, kaç dönemece, kaç hatıraya eşlik etmiş, kaç sevgili karşılamış, kaç sevgili uğurlamış, yara sarmış yara kanatmış bilen yok. Sigara içilen 14 numaralı kompartımana geçip oturuyorum. Nereye aktığıyla ilgilenmeyen bir nehir gibiyim. Aşk kelimesinin kökünü gözyaşına bölüp, öyle ayrılacağım birazdan bu şehirden. Böyle zamanlar daha sıkı kilitliyor insan gönlündeki kapıları. Açık bir gökyüzü, soğuktan kurtarılmış bir parça yeşil, kıştan alacaklı maymuncuk kılıklı bir güneş; hiç biri umurunda olmuyor. Ne ıslıkla söylenecek bir umut ne de sığınacağı okkalı bir küfür geziniyor etrafta. "Bu şehrin en aşikar sokaklarında tutulacaksa onun elleri tutulmalıdır, her sabah yüzüne dökülecekse onun saçları dökülmelidir" diyerekten kelimeler dolaşıyor raylara sürtünerek önüm süre. "Sınırı yok aşkın, yeter ki cesareti üstüne geçirebil sen" diye mırıldanıyorum cevaben. Seti parçalanmış bir baraj gibi akıyor zaman. Ay ışığından kandiller yapıp, çocuklara okunmamış insan hikayeleri anlatmaya çoktan başlıyor anneler. İki dal sigara çıkarıyorum paketten. Şapkasında ki kar tanelerini kurutmaya çalışan tanımadığım, yan koltuktaki yol arkadaşıma uzatıyorum birini. Yakıp, üflüyoruz rastgele.                                                                               Rüzgar, yanı başımızda bizle yarışan ırmağın serinliğini yüzüme taşıyor usulca. Konuşmaya uzak, dinlemeye yakınım. Gece ilerliyor. Karnımın bir yerlerinde mideme yakın bir fare geziyor. Açım, uykusuzum. İlk mola yerine daha çok var. Gözlerim kapanıyor sanırım ben ikincisini seçeceğim. Dünyayı yemyeşil bir sessizliğe çeviren kocaman gözleriyle birden o içeri giriyor. Yere hiç dokunmadan yürüyüp,  ters yüz ediyor geceyi. Gelip yanıma oturuyor. Bir bakışta tanıyorum onu.  Üstüne kuşlar yağıyor. Bakışlarıyla ovuşturuyor gözlerimi, günlerdir beslediğim uykusuzluğumu söküp alıyor. Toz gibi siliyor üstümden mutsuzluğumu. Gözlerimizle ödüyoruz o anda bütün günahlarımızın kefaretini. Başını omzuma koyunca mevsim çiçekleri gibi kokuyor ortalık. Geleceği eliyle yerleştirip geçmişi silip atıyor kafamdan. Uzunca bir ömür manzarası konuyor pencereye oracıkta. Sonunda acı çekmek her aşkta bir gelenek nasılsa.  Hiç konuşmasak da kelimeler anlıma damlıyordu. Huzuru duvara asalı ne kadar zaman geçiyor farkında değiliz.                                                                                                                        İkimizde şunu iyi biliyoruz "Âşık olmak güzel sanatların en güzel dalı..." Zamanla yarışır gibi, yıkıyor bütün güzellikleri bir kaç dakikada üstüme. Kapıdan çıkıp giderken kaderimi kendi eliyle yazdığından habersiz. İnsanı en ince yerinden, içtenliğinden tutuşturmayı iyi biliyor. "Allah seni bana vermekle bana vermediklerini telafi etmiş olmalı" diye sesleniyorum ardından.  Anadolu'nun en dolu taraflarına doğru yol alıyor tren...  
Ekleme Tarihi: 20 Nisan 2022 - Çarşamba

Aşık Olmak Güzel Sanatların En Güzel Dalı

Marmara'nın kışının suratımıza bir tokat gibi çarptığı günlerdi.Haydarpaşa istasyonu, Anadolu'dan tahta bavul ve bağlama ile gelen insanların yanık türküleri gibi biraz taşra, biraz gurbet kokuyordu.Saat 19.30 treni bitmesini hiç istemediğim yolculuklardan birisine daha hazırlanıyor. Taşı toprağı altın bu şehrin yalnızlığı bütün heybetiyle manzaramı kapatıyor.

Ayrılığın, gözyaşının her halini gar taşlarından daha iyi kim bilir ki? Birini beklemenin derin boşluğunu...

Şu kaldırımlar, şu merdiven korkulukları, şu kendiliğinden yeşermiş akasya ağacı;kaç aşka, kaç dönemece, kaç hatıraya eşlik etmiş, kaç sevgili karşılamış, kaç sevgili uğurlamış, yara sarmış yara kanatmış bilen yok.

Sigara içilen 14 numaralı kompartımana geçip oturuyorum. Nereye aktığıyla ilgilenmeyen bir nehir gibiyim. Aşk kelimesinin kökünü gözyaşına bölüp, öyle ayrılacağım birazdan bu şehirden.

Böyle zamanlar daha sıkı kilitliyor insan gönlündeki kapıları. Açık bir gökyüzü, soğuktan kurtarılmış bir parça yeşil, kıştan alacaklı maymuncuk kılıklı bir güneş; hiç biri umurunda olmuyor. Ne ıslıkla söylenecek bir umut ne de sığınacağı okkalı bir küfür geziniyor etrafta.

"Bu şehrin en aşikar sokaklarında tutulacaksa onun elleri tutulmalıdır, her sabah yüzüne dökülecekse onun saçları dökülmelidir" diyerekten kelimeler dolaşıyor raylara sürtünerek önüm süre.

"Sınırı yok aşkın, yeter ki cesareti üstüne geçirebil sen" diye mırıldanıyorum cevaben.

Seti parçalanmış bir baraj gibi akıyor zaman. Ay ışığından kandiller yapıp, çocuklara okunmamış insan hikayeleri anlatmaya çoktan başlıyor anneler.

İki dal sigara çıkarıyorum paketten. Şapkasında ki kar tanelerini kurutmaya çalışan tanımadığım, yan koltuktaki yol arkadaşıma uzatıyorum birini. Yakıp, üflüyoruz rastgele.                                                                              

Rüzgar, yanı başımızda bizle yarışan ırmağın serinliğini yüzüme taşıyor usulca. Konuşmaya uzak, dinlemeye yakınım. Gece ilerliyor. Karnımın bir yerlerinde mideme yakın bir fare geziyor. Açım, uykusuzum. İlk mola yerine daha çok var. Gözlerim kapanıyor sanırım ben ikincisini seçeceğim.

Dünyayı yemyeşil bir sessizliğe çeviren kocaman gözleriyle birden o içeri giriyor. Yere hiç dokunmadan yürüyüp,  ters yüz ediyor geceyi. Gelip yanıma oturuyor. Bir bakışta tanıyorum onu.  Üstüne kuşlar yağıyor. Bakışlarıyla ovuşturuyor gözlerimi, günlerdir beslediğim uykusuzluğumu söküp alıyor. Toz gibi siliyor üstümden mutsuzluğumu. Gözlerimizle ödüyoruz o anda bütün günahlarımızın kefaretini.

Başını omzuma koyunca mevsim çiçekleri gibi kokuyor ortalık. Geleceği eliyle yerleştirip geçmişi silip atıyor kafamdan. Uzunca bir ömür manzarası konuyor pencereye oracıkta. Sonunda acı çekmek her aşkta bir gelenek nasılsa.  Hiç konuşmasak da kelimeler anlıma damlıyordu. Huzuru duvara asalı ne kadar zaman geçiyor farkında değiliz.                                                                                                                        İkimizde şunu iyi biliyoruz "Âşık olmak güzel sanatların en güzel dalı..."

Zamanla yarışır gibi, yıkıyor bütün güzellikleri bir kaç dakikada üstüme. Kapıdan çıkıp giderken kaderimi kendi eliyle yazdığından habersiz. İnsanı en ince yerinden, içtenliğinden tutuşturmayı iyi biliyor.

"Allah seni bana vermekle bana vermediklerini telafi etmiş olmalı" diye sesleniyorum ardından.

 Anadolu'nun en dolu taraflarına doğru yol alıyor tren...

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve gunestv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.