Hasan Çelik
Köşe Yazarı
Hasan Çelik
 

Bu Dönüş Nereye? Hakk için mi, Seyir için mi?

Yol Ayrımında Semâha Durmak: Bu Dönüş Nereye? Hakk için mi, Seyir için mi? Aleviliğin temel ibadeti kabul edilen cemler, hem dinî hem de sosyal hayatın birleşme noktasıdır. Birey, sosyal hayatta ki davranışlarının karşılığını bu dinî (ilahî) mecliste görür. Cemler, Alevi toplumunun manevi mahkemeleri olmalarının yanı sıra birer “arınma meclisi” olarak da işlev görürler. O meclis, ilahî sırra erişme anlamında kişinin kendi Miracını da ifade eder. Talip, üzerinde kul hakkı veya dünya kaygısı taşıdığı için tasavvufi anlamda “ölü” kabul edilir. Ceme gelen talip, orada Hakk-Muhammed-Ali Divanı önünde ve Mürşit huzurunda dâra durur ve o mecliste bulunanların önünde (varsa kabahati) yargılanır. Bu manevi yargılama sonucunda ise üzerindeki kul hakkından veya dünyalık arzularından feragat eder. Böylece ceme ölü gelen bir talip yeniden arınmış ve diri bir şekilde gündelik yaşamına tekrar döner. Alevilikteki “Ceme ölü gelen, diri döner” sözü bu hâli ifade etmek için kullanılır. Semâhlar da Aleviliğin temel ibadeti olarak kabul edilen cemlerin bir bölümünü ifade eden ve ilahî âşkla yapılan ibadetlerdir. Alevilikte semâhların bu kutsalliyetleri asla göz ardı edilemez ve cem meclisleri dışında da semâhların dönülmesine olumlu gözle bakılmaz. Teolojik kökenini Kırklar Meclisi Menkıbesine dayandıran semâhların, ilk olarak Hz. Muhammed’in, Hz. Ali’nin ve Kırklar Meclisinin mensuplarınca dönüldüğüne inanılmaktadır. Bu kutsiyet tarihsel süreçten günümüze taşınarak yaşatılmış ve semâhların ilahî bir âşkla dönülmesi edebi bir eylem olarak hayat bulmuştur. Yörelere göre farklı enstrümanlarla dönülen semâhlar, yine yörelere özgü içsel dönüşler veya hareketler taşımaktadırlar ve kendine özgü bu yöre isimleriyle de anılmaktadırlar. *** Arapça kökenli bir kavram olan “semâh”, sözlükte işitmek, uçmak ve gökyüzü gibi anlamlara karşılık gelmektedir. Cem ayinlerinde On İki Hizmet içerisinde yer alan semâh, müzik eşliğinde ayakta dönülerek gerçekleştirilen ibadetin adıdır. Alevi-Bektaşiler, semâhın İslâm öncesi kültürlerden etkilendiğini kabul etmekle birlikte, ilk semâhın “Kırklar Ceminde” gerçekleştiğine inanırlar. Semâh, cemdeki en önemli ibadetlerden biridir. Bu ibadet şekli: Alevilikte “Semâh”, Mevlevilikte “Semâ”, Kadirilikte “Devrân”, Rufailikte “Zikr-î Kıyâm” adları ile anılır. Semâh sırasında, Alevilikte Türk (Horasan) çalgısı olan bağlama kullanılırken, diğer tarikatlarda ney, davul, kudüm, mekkâre ve def kullanılmaktadır. Alevilikte semâh, bir ibadet biçimi olup ilahî vecd (âşk) ile Allah’la bütünleşmektir. Kırklar Semâhı cem ibadetinin özüdür ve Miraç dönüşünde Kırklar Meclisine uğrayan Hz. Muhammed’in onlarla birlikte döndüğü semâhı temsil etmektedir. Zira Kırklar Meclisi menkıbesinde Hz. Muhammed’in Miraçtan dönüşünde Kırklar Meclisine uğradığı ve bu mecliste kemerbest ile dönülen semâhı ümmetine sünnet (eylem/davranış) olarak bıraktığı söylenir. Semâh, Alevilikte ve Bektaşilikte cem ibadetlerinde Allah’a ibadet ve zikir niyetiyle evrenle ve evrenin içindekilerle bütünleşerek  “Âlemlerin Rabbini zikir ve tespih ederek dönme” (Zümer/75) manasındadır. İçten geldiğince dönülür, kesinlikle folklorik (oyun) görülemez. *** Semâhların, günümüz sosyal koşullarında “ibadet hudutları” dışına çıkarıldığı ve folklorik birer “oyuna” dönüştürüldüklerine dair birçok haklı eleştiri mevcuttur. “Alevilik tarihsel/toplumsal ve dinsel Anadolu kırsalının temel bir gerçeğidir ve çok kere merkezin dışında kalanların din anlayışını yansıtmaktadır. Halk katında özellikle kırsalda gelişen (geleneksel) Aleviliğin kentsel biçimlerini hayal etmek günümüze kadar nerdeyse olanaksız gibidir. Aslında köy Aleviliğinin kent Aleviliğine dönüşmesi de bir kökleşme ve dinselleşmeye olanak vermemektedir. Bugün bile yaşayan Alevilik, gerçek kimliğini köy Aleviliğinde bulmaktadır” (Subaşı, 2003: 185) ya da o arayışına devam etmektedir. Necdet Subaşı’nın aktardığı bu tespitten de anlaşılan odur ki köy hayatı içerisinde yaşatılan geleneksel Aleviliğe olan “açlık”, şehirleşmeyle birlikte bir arayışa ve bu arayışın neticesinde de “tatmin eşiği düşükte olsa” bir cemevi ya da sivil toplum örgütlenmesine dönüşmüştür. Bu dönüşüm, Aleviliğin diğer ibadetleri gibi semâhların da anlam kaybına uğramasına ve çoğu kez folklorik bir oyun (!) olarak görülmesine neden olan temel etkendir.  Semâhın, bu anlamda folklorik birer öğe olmadığına ilişkin inancın içerisinde çok sık kullanılan ve Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerine atfedilen şu sözleri de konunun anlaşılması adına aktarmakta fayda görüyoruz: Haşa ki bizim semâhımız oyuncak değildir, O ilahî bir âşktır, salıncak değildir, Kim ki semâhı bir oyuncak (oyun) sayar, Mümin deyi namazı kılınacak değildir! *** Bilinmelidir ki Meydan (Cem) evinde aranan bir başka hâl ise âşk’tır. Bu doğrultuda musukî eşliğinde âşk hâli aranır ve gönüllerden o âşkın taşması sağlanır. Bir insan yani kul, akıl yoluyla öğrendiği bilgileri, Rabbini tespih ve zikir suretiyle kendisine mal eder, kalbine indirir. Kalbe inen bilgi, Hakkʼın tecellisi sayesinde hâlʼe döner. Hâl ise vecd ve âşka çevrilir. İşte kul, bu vecd ve âşk hâlindeyken, güzel bir ses veya musikî (müzik/ezgi) duyunca coşarak semâh yapmaya başlar. Semâh, kulun manevi mesafeleri daha kısa zamanda kat etmesini, ilerlemesini sağlar. Bu manevi yolculukta evvela ego (nefs) dizginlenir ve kul kendi aslını, özünü tanımaya başlar. Daha sonra kâinatı yoktan var eden Rabbinin kudretini müşahede ederek hayranlık safhasına geçer. Âşk yolunda ilerleyenler, o ilahî nura yaklaştıkça varlık gölgelerinin küçüldüğünü müşahede ederler. Nihayet o nura ulaştıklarında benliklerinden tamamen azade olarak, o nurla var olurlar. Bu nura ulaşanlar ilahî âşk ateşinde yanarak, varlık iddiasından vaz geçer; böylece Yunus’un tabiriyle “Canlar canını bulur”. Bu hâl, tıpkı kelebeğin kendini ateşe atarak, onda yok olması; yâni ışığa çevrilmesi, ışık olarak varlık bulmasına benzer. Bu olgunluğa ulaşan kul, Allah’ı tespih ederek, muayyen bir ritimde dönen canlı cansız bütün varlıkları müşahede eder ve onlarla beraber dönmeye devam eder. İşte Meydan’da dönen canların pervâne oluşu bu hâlin beyatıdır ve semâhların gerçek manası bu hâle bürünenlerin sezişlerinde gizlidir. *** Elbette ki semâhların tasavvufi boyutuna dair uzun uzadıya başka izahlar yapmak da mümkündür. Ancak bir toplumun inanç olarak gördüğü semâhların günümüz dünyasında, ibadet dışı bir davranış olarak görülmesi, Alevi toplumunu derinden incitmektedir. Bunu ister bilinçsiz Alevi kesimi yapsın isterse toplumun başka kesimleri, netice hiç değişmiyor; yaralanıyor ve inciniyoruz. *** Türkü kafelerde, rakı sofralarının yanıbaşında, TV’lerin canlı yayınlarında eline bağlama ve mikrofon alan “kendini bilmezler” bu inancın değerlerini birer eğlence vasıtası yapmayı maharet biliyorlar. Semâh, cem ibadetlerinde Hakk’ın temsilcisi ve yaşayan Mürşitlerin/Dedelerin cemâline karşı dönülür, bir tabutun etrafında asla dönülemez. Bilinmelidir ki: “Hakk’a Yürüme Erkânı” ile “Hakk’a ilahi musiki ve vecd ile varmak” aynı şeyler değildir! Kafelerde semâha duranlar (!), Dedenin gülbank vermediği ve dolaysıyla da dualamadığı bir eylem ibadetten sayılabilir mi? Bu hâl öyle bir hal aldı ki toplumun birçok kesimindeki bilinçsizlik adeta üniversitelere de sirayet etmeye başladı. Akademik açılış törenlerinde bile artık semâhlar dönülür (!) oldu, ne adına Alevilik adına! Peki, bir üniversitenin açılış töreninde sahneye çıkıp ulu orta namaz kılsak, bu kıldığımız namazı nasıl izah edeceğiz? Sormazlar mı; “Namaz sahnelenen bir şey midir, yoksa ibadet midir” diye? Emin olun böyle bir şey olsa ülkemizde kıyametler koparılır… Peki, namaz için duyduğumuz “hassasiyet” neden semâhlar için gösterilmiyor? Buradan tarihe kaydolsun diye yeniden haykırıyorum ki semâh bir ibadet biçimidir ve folklorik olarak görülemez! Cem meydanında âşk hâline bürünen her canın döneceği bu ibadetin ne protolü olur ne protokole karşı dönüşü… Ne de semâhın kadrolu bir ekibi olur… Hazreti Hakk; şu gülbangın hakikatine erişmeyi de nasip etsin: Semâhlar saf ola, günahlar affola... Döndüğünüz çark-ı pervâzlar HAKK için ola, SEYİR için olmaya... Âşıkların sırrına ve Gerçeklerin demine: HÜ diyelim HÜ!.. Metin içinde kullandığımız kaynak: Necdet Subaşı (2003). “Anadolu Aleviliği Üzerine”. Kayseri: Bilimnâme Dergisi. S. I, ss. 175-195.
Ekleme Tarihi: 12 Kasım 2021 - Cuma

Bu Dönüş Nereye? Hakk için mi, Seyir için mi?

Yol Ayrımında Semâha Durmak: Bu Dönüş Nereye? Hakk için mi, Seyir için mi?

Aleviliğin temel ibadeti kabul edilen cemler, hem dinî hem de sosyal hayatın birleşme noktasıdır. Birey, sosyal hayatta ki davranışlarının karşılığını bu dinî (ilahî) mecliste görür. Cemler, Alevi toplumunun manevi mahkemeleri olmalarının yanı sıra birer “arınma meclisi” olarak da işlev görürler. O meclis, ilahî sırra erişme anlamında kişinin kendi Miracını da ifade eder. Talip, üzerinde kul hakkı veya dünya kaygısı taşıdığı için tasavvufi anlamda “ölü” kabul edilir. Ceme gelen talip, orada Hakk-Muhammed-Ali Divanı önünde ve Mürşit huzurunda dâra durur ve o mecliste bulunanların önünde (varsa kabahati) yargılanır. Bu manevi yargılama sonucunda ise üzerindeki kul hakkından veya dünyalık arzularından feragat eder. Böylece ceme ölü gelen bir talip yeniden arınmış ve diri bir şekilde gündelik yaşamına tekrar döner. Alevilikteki “Ceme ölü gelen, diri döner” sözü bu hâli ifade etmek için kullanılır. Semâhlar da Aleviliğin temel ibadeti olarak kabul edilen cemlerin bir bölümünü ifade eden ve ilahî âşkla yapılan ibadetlerdir. Alevilikte semâhların bu kutsalliyetleri asla göz ardı edilemez ve cem meclisleri dışında da semâhların dönülmesine olumlu gözle bakılmaz. Teolojik kökenini Kırklar Meclisi Menkıbesine dayandıran semâhların, ilk olarak Hz. Muhammed’in, Hz. Ali’nin ve Kırklar Meclisinin mensuplarınca dönüldüğüne inanılmaktadır. Bu kutsiyet tarihsel süreçten günümüze taşınarak yaşatılmış ve semâhların ilahî bir âşkla dönülmesi edebi bir eylem olarak hayat bulmuştur. Yörelere göre farklı enstrümanlarla dönülen semâhlar, yine yörelere özgü içsel dönüşler veya hareketler taşımaktadırlar ve kendine özgü bu yöre isimleriyle de anılmaktadırlar.

***

Arapça kökenli bir kavram olan “semâh”, sözlükte işitmek, uçmak ve gökyüzü gibi anlamlara karşılık gelmektedir. Cem ayinlerinde On İki Hizmet içerisinde yer alan semâh, müzik eşliğinde ayakta dönülerek gerçekleştirilen ibadetin adıdır. Alevi-Bektaşiler, semâhın İslâm öncesi kültürlerden etkilendiğini kabul etmekle birlikte, ilk semâhın “Kırklar Ceminde” gerçekleştiğine inanırlar.

Semâh, cemdeki en önemli ibadetlerden biridir. Bu ibadet şekli: Alevilikte “Semâh”, Mevlevilikte “Semâ”, Kadirilikte “Devrân”, Rufailikte “Zikr-î Kıyâm” adları ile anılır. Semâh sırasında, Alevilikte Türk (Horasan) çalgısı olan bağlama kullanılırken, diğer tarikatlarda ney, davul, kudüm, mekkâre ve def kullanılmaktadır. Alevilikte semâh, bir ibadet biçimi olup ilahî vecd (âşk) ile Allah’la bütünleşmektir. Kırklar Semâhı cem ibadetinin özüdür ve Miraç dönüşünde Kırklar Meclisine uğrayan Hz. Muhammed’in onlarla birlikte döndüğü semâhı temsil etmektedir. Zira Kırklar Meclisi menkıbesinde Hz. Muhammed’in Miraçtan dönüşünde Kırklar Meclisine uğradığı ve bu mecliste kemerbest ile dönülen semâhı ümmetine sünnet (eylem/davranış) olarak bıraktığı söylenir. Semâh, Alevilikte ve Bektaşilikte cem ibadetlerinde Allah’a ibadet ve zikir niyetiyle evrenle ve evrenin içindekilerle bütünleşerek  “Âlemlerin Rabbini zikir ve tespih ederek dönme” (Zümer/75) manasındadır. İçten geldiğince dönülür, kesinlikle folklorik (oyun) görülemez.

***

Semâhların, günümüz sosyal koşullarında “ibadet hudutları” dışına çıkarıldığı ve folklorik birer “oyuna” dönüştürüldüklerine dair birçok haklı eleştiri mevcuttur. “Alevilik tarihsel/toplumsal ve dinsel Anadolu kırsalının temel bir gerçeğidir ve çok kere merkezin dışında kalanların din anlayışını yansıtmaktadır. Halk katında özellikle kırsalda gelişen (geleneksel) Aleviliğin kentsel biçimlerini hayal etmek günümüze kadar nerdeyse olanaksız gibidir. Aslında köy Aleviliğinin kent Aleviliğine dönüşmesi de bir kökleşme ve dinselleşmeye olanak vermemektedir. Bugün bile yaşayan Alevilik, gerçek kimliğini köy Aleviliğinde bulmaktadır” (Subaşı, 2003: 185) ya da o arayışına devam etmektedir. Necdet Subaşı’nın aktardığı bu tespitten de anlaşılan odur ki köy hayatı içerisinde yaşatılan geleneksel Aleviliğe olan “açlık”, şehirleşmeyle birlikte bir arayışa ve bu arayışın neticesinde de “tatmin eşiği düşükte olsa” bir cemevi ya da sivil toplum örgütlenmesine dönüşmüştür. Bu dönüşüm, Aleviliğin diğer ibadetleri gibi semâhların da anlam kaybına uğramasına ve çoğu kez folklorik bir oyun (!) olarak görülmesine neden olan temel etkendir.  Semâhın, bu anlamda folklorik birer öğe olmadığına ilişkin inancın içerisinde çok sık kullanılan ve Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerine atfedilen şu sözleri de konunun anlaşılması adına aktarmakta fayda görüyoruz:

Haşa ki bizim semâhımız oyuncak değildir,

O ilahî bir âşktır, salıncak değildir,

Kim ki semâhı bir oyuncak (oyun) sayar,

Mümin deyi namazı kılınacak değildir!

***

Bilinmelidir ki Meydan (Cem) evinde aranan bir başka hâl ise âşk’tır. Bu doğrultuda musukî eşliğinde âşk hâli aranır ve gönüllerden o âşkın taşması sağlanır. Bir insan yani kul, akıl yoluyla öğrendiği bilgileri, Rabbini tespih ve zikir suretiyle kendisine mal eder, kalbine indirir. Kalbe inen bilgi, Hakkʼın tecellisi sayesinde hâlʼe döner. Hâl ise vecd ve âşka çevrilir. İşte kul, bu vecd ve âşk hâlindeyken, güzel bir ses veya musikî (müzik/ezgi) duyunca coşarak semâh yapmaya başlar. Semâh, kulun manevi mesafeleri daha kısa zamanda kat etmesini, ilerlemesini sağlar. Bu manevi yolculukta evvela ego (nefs) dizginlenir ve kul kendi aslını, özünü tanımaya başlar. Daha sonra kâinatı yoktan var eden Rabbinin kudretini müşahede ederek hayranlık safhasına geçer. Âşk yolunda ilerleyenler, o ilahî nura yaklaştıkça varlık gölgelerinin küçüldüğünü müşahede ederler. Nihayet o nura ulaştıklarında benliklerinden tamamen azade olarak, o nurla var olurlar. Bu nura ulaşanlar ilahî âşk ateşinde yanarak, varlık iddiasından vaz geçer; böylece Yunus’un tabiriyle “Canlar canını bulur”. Bu hâl, tıpkı kelebeğin kendini ateşe atarak, onda yok olması; yâni ışığa çevrilmesi, ışık olarak varlık bulmasına benzer. Bu olgunluğa ulaşan kul, Allah’ı tespih ederek, muayyen bir ritimde dönen canlı cansız bütün varlıkları müşahede eder ve onlarla beraber dönmeye devam eder. İşte Meydan’da dönen canların pervâne oluşu bu hâlin beyatıdır ve semâhların gerçek manası bu hâle bürünenlerin sezişlerinde gizlidir.

***

Elbette ki semâhların tasavvufi boyutuna dair uzun uzadıya başka izahlar yapmak da mümkündür. Ancak bir toplumun inanç olarak gördüğü semâhların günümüz dünyasında, ibadet dışı bir davranış olarak görülmesi, Alevi toplumunu derinden incitmektedir. Bunu ister bilinçsiz Alevi kesimi yapsın isterse toplumun başka kesimleri, netice hiç değişmiyor; yaralanıyor ve inciniyoruz.

***

Türkü kafelerde, rakı sofralarının yanıbaşında, TV’lerin canlı yayınlarında eline bağlama ve mikrofon alan “kendini bilmezler” bu inancın değerlerini birer eğlence vasıtası yapmayı maharet biliyorlar. Semâh, cem ibadetlerinde Hakk’ın temsilcisi ve yaşayan Mürşitlerin/Dedelerin cemâline karşı dönülür, bir tabutun etrafında asla dönülemez. Bilinmelidir ki: “Hakk’a Yürüme Erkânı” ile “Hakk’a ilahi musiki ve vecd ile varmak” aynı şeyler değildir! Kafelerde semâha duranlar (!), Dedenin gülbank vermediği ve dolaysıyla da dualamadığı bir eylem ibadetten sayılabilir mi? Bu hâl öyle bir hal aldı ki toplumun birçok kesimindeki bilinçsizlik adeta üniversitelere de sirayet etmeye başladı. Akademik açılış törenlerinde bile artık semâhlar dönülür (!) oldu, ne adına Alevilik adına! Peki, bir üniversitenin açılış töreninde sahneye çıkıp ulu orta namaz kılsak, bu kıldığımız namazı nasıl izah edeceğiz? Sormazlar mı; “Namaz sahnelenen bir şey midir, yoksa ibadet midir” diye? Emin olun böyle bir şey olsa ülkemizde kıyametler koparılır… Peki, namaz için duyduğumuz “hassasiyet” neden semâhlar için gösterilmiyor? Buradan tarihe kaydolsun diye yeniden haykırıyorum ki semâh bir ibadet biçimidir ve folklorik olarak görülemez! Cem meydanında âşk hâline bürünen her canın döneceği bu ibadetin ne protolü olur ne protokole karşı dönüşü… Ne de semâhın kadrolu bir ekibi olur… Hazreti Hakk; şu gülbangın hakikatine erişmeyi de nasip etsin:

Semâhlar saf ola, günahlar affola... Döndüğünüz çark-ı pervâzlar HAKK için ola, SEYİR için olmaya...

Âşıkların sırrına ve Gerçeklerin demine: HÜ diyelim HÜ!..

Metin içinde kullandığımız kaynak: Necdet Subaşı (2003). “Anadolu Aleviliği Üzerine”. Kayseri: Bilimnâme Dergisi. S. I, ss. 175-195.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve gunestv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.