Kültür & Sanat

Sırrın Derisi: Halep’in Kanlı Şafağı

Halep Kalesi'nin gölgesi, şehrin üzerine bir kefen gibi çökmüştü. Yıl 1417... Hava; öd ağacı kokusuyla, çarşıdaki baharatın ve yaklaşan infazın yarattığı o metalik korku kokusunun karışımıyla ağırlaşmıştı.

Abone Ol

Halep Kalesi'nin gölgesi, şehrin üzerine bir kefen gibi çökmüştü. Yıl 1417... Hava; öd ağacı kokusuyla, çarşıdaki baharatın ve yaklaşan infazın yarattığı o metalik korku kokusunun karışımıyla ağırlaşmıştı.

Sokaklarda fısıltılar dolaşıyordu: "Sözü deriyle susturacaklar!"

Mistik Bir Vakar: Nesimi'nin Sükûtu Meydanın ortasında, cellatların keskin bıçakları meşale ışığında parlıyordu. Nesimi, bir "miskin" libası içinde ama bir sultan vakarıyla duruyordu. Hurufi sırlarını, harflerin gizemini ve "Enel Hakk" feryadını etine mühürlemişti. Cellat ilk kesiği attığında, meydandaki kalabalık nefesini tuttu. Acı, bir insan bedeninin taşıyamayacağı kadar ağırdı; lakin Nesimi’nin gözlerinde ne bir pişmanlık ne de bir yaş vardı.

Zâhidin Korkusu, Âşıkın Bayramı Kenarda duran, cübbesine sarılmış, elindeki tesbihi korkuyla çeken o "zâhid" tipindeki kadı; Nesimi’nin sapsarı kesilen yüzüne bakıp alayla gülümsedi. İşte o an, Nesimi’nin dudaklarından dökülen o beyit, meydandaki sessizliği bir kılıç gibi yardı:

"Zâhidün bir parmağın kessen dönüp Hak'dan kaçar, Gör bu miskin âşıkı serpa soyarlar ağlamaz."

Bu sözler sadece bir cevap değil, bir mana tılsımıydı. Nesimi, etinden ayrılan her zerresinde aslında mülk aleminden çıkıp melekût alemine geçiyordu. Derisi yüzüldükçe, altından çıkanın bir insan bedeni değil, ete kemiğe bürünmüş bir "aşk" olduğu görüldü.

Omuzda Gidilen Sonsuzluk Rivayet o ki; derisi tamamen yüzüldüğünde Nesimi, kendi derisini bir hırka gibi omzuna atıp Halep kapılarından çıkıp gitmişti. Arkasında bıraktığı ise, parmağı kanasa dünyayı ayağa kaldıran zâhidlerin korkaklığı ve aşkı uğruna serinden geçen bir dervişin ölümsüzlüğüydü.