Yaşanan sorunları görmek bu kadar mı zor? Bu soruyu bugün Malatya sokaklarında yürüyen herkes kendi kendine soruyor. Çünkü mesele artık sadece yıkılan binalar değil; mesele günlük hayatın yükü, belirsizliğin ağırlığı ve bitmeyen geçiciliğin kalıcı hale gelmesi.
Konteynır kentler, büyük bir felaketin ardından ilk etapta hayati bir çözüm oldu. Kimse bunu inkâr edemez. Ancak geçici olması gereken çözümler uzadıkça, insanların hayat planları askıya alınmış bir dosya gibi rafta beklemeye başladı. Şimdi ise konteynırların kaldırılmaya başlanacağı konuşuluyor. Peki bu aylarda, bu şartlarda, buralarda yaşayan insanların okul ve servis sorunları nasıl çözülecek? Değişen servisler ve bunların ücretleri nasıl belirlenecek ve nasıl ödenecek? Çocuklar hangi mahallede, hangi düzende, hangi ulaşım imkânıyla eğitimine devam edecek?
Eğitim yalnızca bir bina meselesi değildir; bir düzen, bir istikrar meselesidir. Sürekli adres değiştiren, servis güzergâhı belirsiz olan, sabah hangi yoldan gideceğini bilmeyen bir çocuk ne kadar sağlıklı bir eğitim süreci yaşayabilir? Aileler zaten ekonomik baskı altında. Bir yandan kira, bir yandan temel ihtiyaçlar, bir yandan iş kaygısı… Şimdi bir de taşınma ve yeni düzen kurma maliyeti ekleniyor.
Ekonomik şartlar ortada. Yeni evlere taşınacak vatandaş, eşyayı nasıl alacak? Depremde kaybedilen eşyaların yerine konulması hâlâ tamamlanmamışken, sıfırdan bir düzen kurmak kolay mı? Beyaz eşya fiyatları, mobilya fiyatları, nakliye ücretleri… Bugün orta gelirli bir ailenin bile altından zor kalkacağı kalemler, dar gelirli vatandaş için neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda. Sahadaki vatandaşın yaşadığı gerçeklik, çoğu zaman kâğıt üzerindeki planlardan daha sert.
Bir başka mesele ise altyapı. Çamurlu sokaklar, bozuk caddeler, yarım kalmış çalışmalar… Yağmur yağdığında çamur, güneş açtığında toz. Üç yıl az bir süre değil. Elbette büyük bir yıkımın ardından her şey bir anda düzelmez; bunu beklemek gerçekçi olmaz. Ancak üç yılın sonunda hâlâ temel altyapı sorunlarının bu kadar görünür olması, ister istemez şu soruyu akla getiriyor: Planlama yeterli mi? Koordinasyon sağlıklı mı? Öncelikler doğru belirleniyor mu?
Şehir sadece betonla ayağa kalkmaz. Şehir, insanıyla ayağa kalkar. İnsan ise güven duygusuyla yaşar. Bugün Malatya’da en çok zedelenen şeylerden biri de bu güven duygusu. “Yarın ne olacak?” sorusu, birçok hanede yüksek sesle konuşuluyor. Konteynırların kaldırılması bir çözümün işareti mi, yoksa yeni bir belirsizliğin başlangıcı mı? İnsanlar bunu bilmek istiyor.
Burada kimse mucize beklemiyor. Kimse bir gecede bütün sorunların çözülmesini talep etmiyor. Ancak net bir takvim, şeffaf bir iletişim ve sahaya dokunan çözümler beklemek vatandaşın en doğal hakkı. Eğer bir mahallede yol çalışması yapılacaksa, ne zaman biteceği bilinmeli. Eğer taşınma süreci başlayacaksa, eğitim ve ulaşım planı önceden açıklanmalı. Eğer ekonomik destek sağlanacaksa, kimlerin nasıl yararlanacağı açıkça anlatılmalı.
Unutulmaması gereken bir başka nokta da şu: Deprem yalnızca binaları yıkmadı, sosyal dokuyu da sarstı. Komşuluk ilişkileri, mahalle kültürü, esnaf düzeni… Konteynır kentlerde oluşan yeni yaşam alanları da artık bir gerçeklik. Bu alanları bir anda dağıtmak, insanları yeniden savurmak anlamına gelebilir. Bu nedenle atılacak her adımın sosyal etkisi de hesaplanmalı.
Malatya sabırlı bir şehir. İnsanları dirençli, dayanışmaya alışkın. Ancak sabır, sınırsız bir kaynak değildir. Üç yılın ardından vatandaşın beklentisi artmışsa, bu bir şımarıklık değil; yaşanan yorgunluğun sonucudur. İnsanlar artık geçici çözümler değil, kalıcı bir düzen görmek istiyor.
Sorunları görmek zor değil. Sokakta yürümek, bir konteynır kente uğramak, bir esnafla çay içmek yeterli. Asıl mesele görmek değil; gördüğünü sahiplenmek ve çözüm üretmek. Bürokratik cümleler değil, somut adımlar gerekiyor. Plan değil, uygulama gerekiyor. Açıklama değil, sonuç gerekiyor.
Malatya yeniden ayağa kalkacak, buna şüphe yok. Ancak bu kalkışın ne kadar sağlıklı ve kalıcı olacağı, bugün atılan adımlara bağlı. Çocukların okula güvenle gidebildiği, ailelerin ekonomik kaygıdan biraz olsun nefes alabildiği, sokakların çamurdan arındığı bir şehir hayal değil. Yeter ki bu hayal, takvimi olan bir projeye, bütçesi olan bir plana ve denetimi olan bir uygulamaya dönüşsün.
Üç yıl yetmedi mi sorusu, aslında bir sitemden öte bir çağrıdır. Bu çağrıya kulak vermek, Malatya’nın geleceğine kulak vermektir. Çünkü mesele sadece bugünü toparlamak değil; yarınları inşa etmektir.
Saygılarımla...